YAZININ TOPLUMSAL VE KÜLTÜREL BOYUTU
Islam yazisinin ehemmiyeti üzerine ne söylense azdir. Hal böyleyken harf inkilabinin üzerinden 70 yildan fazla bir zaman geçtigi halde, bizi Islam kültürüne baglayan ve o kültürün sasaali aleminin kapisini açacak olan anahtarin dislerinden biri olan Islam yazisinin üzerinde kitap çapinda yeterli tedkikat ve telifat yapilmamistir.
Ecdadimizin bin dört yüz yillik Islam tarihi boyunca vücuda getirdigi güzide telifatin üzerine kalin bir nisyan perdesi çeken, bu kültürü dava etmek ve temadi ettirmek mevkiinde bulunan vatan evlatlarini kendi has medeniyet mahsulleri karsisinda bir turist mevkiine düsüren bu inkilabin dogru olarak degerlendirilemedigine dair deliller pek çoktur.
Yasayan halkin, bin yil içinde meydana getirilmis milli kültür ve sanat eserleri ile olan bütün baglari koparilmis ve yüz binlerce eserimiz, tarihi vesikalarimiz, kisaca geçmisimiz mahzenlerde küflenmeye, çürümeye terk edilmistir.
Yazimiz Islamiyet’in adeta bir damgasi ve alamet-i farikasi gibidir. Bu yüzdendir ki, kürre-i arzin herhangi bir yerinde bulunan Müslümanlar hangi kavme mensup olursa olsunlar ve hangi lisani konusurlarsa konussunlar Islam yazisini kullanmayi müslümanliklarinin icabi saymaktadirlar.
Bu yazi, Türklerin elinde kah fermanlara yazilarak nice hükümet ve devlet reislerinin, komutanlarinin huzurlarinda okunmus, kah mermerlere kazinarak taslari vecde getirip raks ettirmis ve sanat erbâbini, hatta okumasini bilmeyenleri cemaline meftun etmis, kah bilim, din, sanat, edebiyat ve kanun kitaplarina süs ve ifade vasitasi olmus, kimi zaman tarih düsürenlerin elinde zaman arazisinde sinir tasi olmustur. Hasili dünyanin hiçbir yazisina nasip olmayacak tarzda yazilmis, islenmis, sekilden sekile girerek, kaliptan kaliba dökülmüstür.
Yaziyi kemal derecesine ulastirmakla kalmayan ecdadimiz, onu mühendislik, mimari ve sanatkarligin harikalari olan eserlerde isleyip adeta tastan cesetlere ruh üfürmüslerdir. Bugün mesela, Süleymaniye Camiine gidip oradaki yazilara baksak, Karahisari’nin taslara “Allah güzeldir, güzeli sever.” Mealindeki hadisi okuttugunu görürüz.
Isin bir baska yüzü daha var. Bu essiz ecdad sanati sadece torunlari ve dindaslari hayran birakmamistir. Mahmud Bedreddin Yazir, “medeniyet aleminde yazi, ve Islam medeniyetinde kalem güzeli” adli eserinin birinci cildinde söyle bir hatirasini nakleder: “birinci cihan harbinde askerlik münasebetiyle tanistigim Macaristanli ressam ve subay bir arkadasim vardi. Ara sira Istanbul Camilerini, müze ve kütüphanelerini birlikte gezer, her çesit sanat eserlerini ziyaret ve tetkik ederdik. Bir gün Sultan Ahmed camiindeki Melek pasazade Ali Haydar Bey merhumun talik celisi “elkasibü habibullah” levhasi önünde bulunuyorduk. Arkadasim ona bakti da, sonra bana dönerek: “dostum! Bu sizin yazilarda bir hal var. Çok dikkat ediyorum, ilk bakista sade bir renk, geometrik bir sessizlik, baktikça harekete geliyor, canlaniyor, cilveleniyor. Önce bir tatli bakis, arkasindan yavas yavas içe süzülen canli bir akis, sessiz bir armoni içinde ruhu oynatan metafizik bir musiki var. Lâkin ondaki ahengi kulaklar duymuyor, içler dinliyor, dinledikçe bir baska aleme yükseliyor. Bakarken ne oluyor anlamiyorum, içimi içine çeken büyüleyici bir çehre, melek sesi ve nefesi kadar gizli ve ilik bir oksayis ve sarilis içinde kaliyorum; o ben, ben o oluyoruz gibi bir seyler oluyor, sizde de böyle bir seyler oluyor mu? Demisti.
Islam harflerinin nerelerde kullanildigi sorusuna verilebilecek en güzel ve kesin cevap; Islamin ve müslümanin gidebildigi her yerdir. Bunda mübalaga yoktur. Zira islamin yayilip ulastigi her yere –baski ve zorlama olmaksizin- gitmis ve her asirda milyonlarca insanin –müslüman olsun veya olmasin- din, ticaret ve anlasabilmek vasitasi olmustur.özellikle Islami kabul eden milletler yaziyi da kabul etmisler ve o milletlerin kullandigi birçok alfabe de artik kullanilmaz olmustur. Bu arada müslümanlarin maddi ve manevi üstünlükleri, bir çok müslüman olmayan insanlara da Islam harflerini ögrenmeye mecbur etmistir.
Avrupa’da Bosnaklar, Arnavutlar,Kafkasya’da Çerkezler, Rusya Türkleri ve diger bütün müslüman topluluklari tarafindan kullanilmasiyla beraber, Endülüs magriblileri tarafindan Ispanyolca yazmada kullanilmistir. Bu yaziyi alan her millet, kendi dilinin fonetik özelliklerine göre bir takim sekil ve harfleri de ekleyerek kullaniyordu.
Islam harfleri bir yere müslümanlar vasitasiyla girmis ve orada hala müslümanlar varsa,harfleri oradan söküp atmak mümkün olmaz. Bugün meselâ; Türkiye’de hangi Islami tarihi esere baksaniz, hangi kütüphaneye girseniz, hangi ilahiyat ve edebiyat fakültesine girseniz, hangi camiye ugrasaniz, hangi türbeyi veya mezarligi ziyaret etseniz, hatta hangi müslümanin evine gitseniz mutlaka Islam yazisiyla yüz yüze gelirsiniz. Onlar bizim besigimizde, esigimizde, dogamizda, mezar tasimizda, milli hafizamiz olan arsivlerimizde, dedemizden kalan senet ve tapularda, büyükbabamizin nisan ve madalyasinda... hasili her yerde bizi adeta takip ederler.
Kendi kanunlari içinde yasayip giden tabii ve canli bir varlik olarak yazi; insanin üzerinde, ferdin üstünde daima müstakil bir hüviyete, ayri bir benlige sahiptir. Yazi bazi insanlarin veya zümrelerin degil, bütün bir milletin ortak malidir. Hem de tarihin derinliklerindeki bütün nesilleriyle, bugünü ve yarini ile bütün milletin müsterek ve mukaddes varligidir. O yalniz yasayan neslin degil, ecdadin da, torunlarin da üzerinde hakki olan derinligine ve genisligine bütün bir millet malidir, millet mirasidir, millet istikbalidir.
Bir devletin, bir vatanin yazisi onun her bölgesinde, her yerinde, geçerli müsterek memleket dilidir. Yazi müsterek bayraktir, yazi müsterek vatandir. Bir vatanin insanlari evvela onunla birbirlerine isinirlar,onunla birbirlerinin kardesi oldugunu hissederler.
Yazi sosyal ve milli bir müessesedir. Fertlerin üstünde bütün bir millet toplulugunu ilgilendirir. Bütün bir milli cemiyeti içine alir. Bütün bir milletin sesidir, bütün bir milletin duygu ve düsünce hazinesini teskil eder. Bir milleti ayakta tutan, bir milletin varligini saglayan ve devam ettiren, bir insan toplulugunda sarsilmaz bir birlik meydana getiren, milli suuru besleyen, milli mensubiyet duygusunun, bir millete mensup olma hissinin canli ve fiili örnegini teskil eden, bir milletin insanlarini birbirine yaklastiran ve baglayan unsur olarak yazinin oynadigi rol çok büyüktür.
Bu bakimdan yazi, milleti teskil eden unsurlarin basinda gelir. Bir millet her seyden önce ayni yaziyi kullanan insanlar toplulugudur. Yazi bir milleti, bir kavmi bazen tek basina ayakta tutar. Bir kavim baska bir milletin içinde kalmissa, baska bir devletin idaresi altina düsmüsse, yazi, mili benligi muhafaza ederek onu yok olmaktan, eriyip baskalasmaktan, karisip kaybolmaktan, benligini yitirmekten kurtarir. Demek ki, yazi bir milletin en kiymetli varligi, en büyük sosyal müessesesidir. Milletin, istiklalin, hürriyetin temeli milli suurdur. Milli suurun en kuvvetli kaynagi ve belirtisi ise milli yazidir.
Latin harflerini kabul etmek batili ve medeni olmak demek degildir. Çünkü çoktan batililasmis olan Yahudiler, Japonlar, Ruslar, Yunanlilar kendi alfabelerini kullaniyorlar. Bunu milli bagimsizlik ve birligin sembolü sayiyorlar.
Vücut nasil ki, yabanci maddeleri kabul etmiyor, onlara karsi tepki gösteriyorsa sosyal ve kültürel bünye de yabanci kanunlari, yabanci yazilari, yabanci örf ve adetleri dislar, reddeder. Çesitli baskilar, beyin yikamalar, telkinler, sapittirici bir egitimle bunlar kabul ettirilse bile girdikleri bünyeyi karistirirlar, hastalandirirlar.
Alfabenin bir özelligi de kültür vasitalarindan biri olmasidir. Mühim olan ilim, sanat ve felsefeyi yapacak fikir ve düsünce inkilabidir. Alfabenin zoru kolayi olmaz. Her sey ögretmeye baglidir. Çin’in sonradan kültür ihtilali yapmaya kalkan Mao’su bile, o müthis kalabalik, korkunç, yukaridan asagi olan Çin yazisini degistirmemistir. Çünkü Çin birliginin o alfabeye bagli oldugunu koyu bir Çin milliyetçisi olan Mao iyi bilmektedir.
Bin yillik kültür hazineleri meydana getirdigimiz ve en az Araplar kadar millilestirerek, estetik hale koydugumuz yaziyi atip yenisini almak ancak maddi, manevi kültürümüzü, dini varligimizi, ahlak ve adetlerimizi, zevk ve sanatimizi bozmaya çalisan Haçli ve Siyonist kültür emperyalizmin isine yarar.
Üstelik bu mesele, sirf milli ve tarihi kültürü alakadar etmekle kalmayip, ayni zamanda dini vecibeleri de ihtiva etmektedir. Zira terk ettigimiz yazi mukaddes kitabimiz olan Kur’an-i Kerim’in okunabilmesi için yegane vasitaydi. Hakikaten bugün kullandigimiz Latin asilli harflerde Kur’an-i Kerim’in dogru olarak yazilip okunamadigi münakasa kaldirmaz bir gerçektir. Bu itibarla bizde harf degisikligi ayni zamanda ve evveliyetle dini bir mesele teskil etmekte oldugu halde, bugüne kadar meselenin bu veçhesi üzerinde gerektigi sekilde durulmamistir.
Tarih boyunca milletler iki sebeple alfabe degistirmislerdir.
1) din degistirme
2) esaret
Umumiyetle yeni bir din kabul ederek onun tayin eyledigi asabiyete dahil olan milletler o din için umumi ve müsterek olan alfabeyi de kabul etmislerdir. Bunun tarihte pek çok misali vardir. Türk milletinin Islam harflerini kabulünde bu saik rol oynamistir. Fakat Islamlastiktan sonra, bu dinin bir nevi alamet-i farikasi mevkiinde bulunan harfleri benimseyip kabul etmek, Türk milletine mahsus bir hareket degildir. Gerçekten Çin ve Endonezya Müslümanlarindan Slav asilli Bosnaklara kadar Islamlasan her millet, ayni yolu takip etmistir. Hiristiyanlik camiasi içinde aynen vaki olan bu hareket tarzini kinamaya ise, imkan olmadigi meydandadir. Tarih boyunca bir dinin mensuplari arasindaki en büyük yakinlasmayi saglayan daima yazi olmustur.
1926 yilinin ilkbaharinda Sovyet korulugu altinda Baku’de bir Türkologlar kongresi toplanmistir. Kongrenin kararlarindan biri, Sovyetler birliginin Türk illerinde Islam yazisi yerine Latin yazisinin kabulü idi. 1928’de Türkiye’de Latin harfleri kabul edilince, Kiril alfabesini kullanmaya mecbur edilen Azerilerin ellerindeki Latin yazili kitaplar büyük bir kiyimla imha edildi.
Sovyetlerin bu latinlestirme politikasinin bir amaci da islamligin etkisini azaltmakti; diger bir amaçta Sovyetler birligindeki Türkler ile Islam yazisi kullanan Türkiye arasindaki temasi kesmekti. Sovyetler birliginde Latin yazisinin kabulünden sonra bazi Türk milliyetçileri kopan baglantilari yeniden kurmak için Türkiye’de Latin yazisinin kabul edilmesi için yogun bir çaba sarf ettiler. Türkiye de Latin yazisini kabul edince Ruslar bu seferde Latin yazisini kaldirip yerine Kiril yazisini koydular ve böylece Sovyet Türkleri ile Türkiye arasindaki baglantilari tamamen kopardilar.
Onlar biliyorlardi ki; Osmanli Imparatorlugu’nun dagilmasi ve Avrupa ile Rusya’nin müslümanlara galebesi yeterli degildi. Çünkü bu müslümanlar, mazilerinden kopmadiklari takdirde, gün gelip kendilerini bulacak ve yeniden kuvvetli bir sekilde tarih sahnesine çikacaklardir. Öyle ise onlarin iki mühim unsurlari, harfleri ve dilleridir. Onlari bunlardan mahrum etmek ve atalariyla aralarindaki baglari koparmak gerekir. Planlarini uygulamaya koymuslar ve basarmislardir. Planin en kolay ve en zararsizi da milletin içinden birisine yaptirmaktir.
Yazisina sahip çikmayan, onu rastgele degistirmeye, atmaya, birakmaya, ondan vazgeçmeye hazir bir toplulukta milli kültürün saglamligini ve milli kardesligin birlestirici rolünü korumak mümkün degildir.
Herkes, milletinin sihhatle yasamasi için, kendisinin milleti içinde, milleti ile birlikte mesut olmasi için, bu kutsal ve kiymetli varligin üzerine kendi öz mali, sahsi mali gibi titremelidir.
Insanin kendi yazisi, anasinin, babasinin, sevdiklerinin, birlikte aglayip güldüklerinin, edebiyatinin, atalarinin, gelmis ve geçmisi ile bütün milletin yazisidir. Ve ayni zamanda ata sözlerinin, destanlarinin, hikayelerinin, masallarinin, deyimlerinin yazisidir.
Yazi milli hafizanin, milli hatiralarin, duygularin, düsüncelerin, bütün maddi ve manevi degerlerin, bütün buluslarin ve kesiflerin müsterek hazinesidir.
Yazi fertleri birbirine baglayan ilk bagdir.
Yazi milli damgasi en belirgin olan kültür unsurudur.
alıntı