Gönderen Konu: Yasak olmayan alan: Sırat-ı müstakîm  (Okunma sayısı 362 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı rehnüma

  • *
  • İleti: 1181
  • Karma: +9/-0
  • ..:: Tuva Vera ::..
Yasak olmayan alan: Sırat-ı müstakîm
« : 29 Ocak 2009, 02:37:48 »

NurunYolcusu.com İrfan Medya Projelerini Destekler

Sırat-ı müstakim şecaat, iffet, hikmetin mezcinden ve hülâsasından hasıl olan adl ve adalete işarettir. Şöyle ki:
Tagayyür, inkılap ve felâketlere maruz ve muhtaç şu insan bedeninde iskan edilen ruhun yaşayabilmesi için üç kuvvet ihdas edilmiştir.
Bu kuvvetlerin, birincisi, menfaatleri celp ve cezb için kuvve-i şeheviye-i behimiye; ikincisi, zararlı şeyleri def için kuvve-i sebuiye-i gadabiye; üçüncüsü, nef' ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz için kuvve-i akliye-i melekiyedir.
Lâkin, insandaki bu kuvvetlere şeriatça bir had ve bir nihayet tayin edilmişse de, fıtraten tayin edilmemiş olduğundan, bu kuvvetlerin herbirisi, tefrit, vasat, ifrat namıyla üç mertebeye ayrılırlar. Meselâ, kuvve-i şeheviyenin tefrit mertebesi humuddur ki, ne helâle ve ne de harama şehveti, iştihası yoktur. İfrat mertebesi fücurdur ki, namusları ve ırzları payimal etmek iştihasında olur. Vasat mertebesi ise iffettir ki, helâline şehveti var, harama yoktur.
İhtar: Kuvve-i şeheviyenin yemek, içmek, uyumak ve konuşmak gibi füruatında da bu üç mertebe mevcuttur.
Ve kezâ, kuvve-i gadabiyenin tefrit mertebesi, cebanettir ki korkulmayan şeylerden bile korkar. İfrat mertebesi tehevvürdür ki, ne maddî ve ne manevî hiçbir şeyden korkmaz. Bütün istibdadlar, tahakkümler, zulümler bu mertebenin mahsulüdür. Vasat mertebesi ise şecaattir ki, hukuk-u diniye ve dünyeviyesi için canını feda eder, meşru olmayan şeylere karışmaz.
İhtar: Bu kuvve-i gadabiyenin füruatında da şu üç mertebenin yeri vardır.
Ve keza, kuvve-i akliyenin tefrit mertebesi gabavettir ki, hiçbir şeyden haberi olmaz. İfrat mertebesi cerbezedir ki, hakkı batıl, batılı hak sûretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya malik olur. Vasat mertebesi ise hikmettir ki, hakkı hak bilir, imtisal eder; batılı batıl bilir, içtinap eder.
“Kime hikmet verilmişse, işte ona pekçok hayır verilmiştir.” (Bakara Sûresi: 269.)
İhtar: Bu kuvvetin şu üç mertebeye inkısamı gibi, füruatı da o üç mertebeyi havidir. Meselâ, halk-ı ef'al meselesinde Cebr mezhebi ifrattır ki, bütün bütün insanı mahrum eder. İtizal mezhebi de tefrittir ki, tesiri insana verir. Ehl-i Sünnet mezhebi vasattır. Çünkü bu mezhep, beyne-beynedir ki, o fiillerin bidayetini irade-i cüz'iyeye, nihayetini irade-i külliyeye veriyor. Ve keza, itikadda da ta'til ifrattır, teşbih tefrittir, tevhid vasattır.
Hülâsa: Şu dokuz mertebenin altısı zulümdür, üçü adl ve adalettir. Sırat-ı müstakimden murad, şu üç mertebedir.
Bediüzzaman Said Nursi, İşârâtü'l-İ’câz, s. 29-30

 
Lügatçe:

sırat-ı müstakim: İstikametli yol.
şecaat: Cesaret.
mezc: Karışma, birbiri içine girme.
kuvve-i şeheviye-i behimiye: Hayvanî şehvet duygusu.
kuvve-i sebuiye-i gadabiye: Zararlı şeyleri defetmeye sevkeden gazap hissi ve duygusu.
kuvve-i akliye-i melekiye: Akıl ve meleke duygusu, tecrübeli akıl duygusu.
halk-ı ef'al: Fiillerin yaratılması.
ta'til: Allah'ın sıfatlarını inkâr.
teşbih: Allah'ı yaratılmışlara benzetme.
.
Konuyu Paylaş:
  digg  facebook  twitter  google  google

Çevrimdışı كنج مسلمان

  • WebMaster
  • *
  • İleti: 6032
  • Karma: +139/-9
  • Site emanetçisi
    • www.nurunyolcusu.com
Ynt: Yasak olmayan alan: Sırat-ı müstakîm
« Yanıtla #1 : 29 Ocak 2009, 17:09:07 »
::razi:: :gul3:

“Kime hikmet verilmişse, işte ona pekçok hayır verilmiştir.” (Bakara Sûresi: 269.)

Açıklama

 "Hikmet", neyin doğru, neyin yanlış olduğunu ayırmaya yarayan bilgi anlamında kullanılır. O halde hikmet sahibi bir kimse şeytanın dar yollarını değil, Allah'ın geniş yolunu takip eder. Şeytanın cimri takipçilerine göre ise akıllılık, servetleri ile övünmek, her zaman daha fazla kazanmaya çalışmaktır. Bunun aksine kendilerine gerçek hikmet verilenler bu tür davranışı akılsızlık olarak kabul ederler. Onlara göre hikmet, kendi gerekli ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra servetini cömert bir şekilde iyi amellere sarfetmektir. Birinci grubun bu dünyada daha zengin ve rahat bir hayat yaşaması mümkündür; fakat bu dünya hayatı yaşanılacak hayatın tümü değildir. Bu dünya hayatı, ölümden sonra da devam edecek hayatın sadece küçük bir parçasıdır. O halde bu dünya hayatının kısa zevkleri için ebedî hayatını feda eden kimse çok akılsızca davranmaktadır. Akıllı olan ise, bu dünyada hayatından en iyi şekilde yararlanan ve bu dünyada az bir servete sahip olsa da ahiret'teki ebedî hayat için kendisini hazırlayan kimsedir.

NurunYolcusu.com İrfan Medya Projelerini Destekler

Seo4Smf Tagleri: