“Suâl: Şeytanların kâinatta îcad (yaratma) cihetinde hiçbir medhalleri (müdâhaleleri) olmadığı, hem Cenâb-ı Hakk rahmet ve inâyetiyle (yardımıyla) ehl-i hakka tarafdar olduğu hâlde, hizbü’ş-şeytanın (şeytan tarafdarlarının) çok def‘a ehl-i hakka galebe etmesinin hikmeti nedir? Ve ehl-i hak, her vakit şeytanların şerrinden Cenâb-ı Hakk’a sığınmasının sırrı nedir?
El-cevab: Hikmeti ve sırrı şudur ki: Ekseriyet-i mutlaka ile (çoğunlukla) dalâlet ve şer, menfîdir, tahribdir, ademîdir (yokluğa âiddir), bozmaktır. Ve ekseriyet-i mutlaka ile hidâyet ve hayır, müsbettir, vücûdîdir (varlığa dâirdir), i‘mardır, ta‘mîrdir. Herkesçe ma‘lûmdur ki: Yirmi adamın yirmi günde yaptığı bir binâyı, bir adam, bir günde tahrîb eder. Evet, bütün a‘zâ-yı esâsiyesinin (esas uzuvlarının) ve şerâit-i hayâtiyesinin vücûduyla (hayat şartlarının varlığıyla) vücûdu devâm eden insanın hayâtı, Hâlık-ı zü’l-Celâl’in (celâl sâhibi yaratıcının) kudretine mahsus olduğu hâlde, bir zâlim, bir uzvunu kesmesiyle, hayâta nisbeten ademî olan mevte (ölüme) o insanı mazhar eder. Onun içindir ki, اَلتَّخْر۪يبُ اَسْهَلُ [Tahrib daha kolaydır] durûb-ı emsâl (atasözü) hükmüne geçmiştir.” (Lem‘alar, 13. Lem‘a,)