Hoşgeldiniz
Ziyaretçi
. Lütfen
giriş yapın
veya
kayıt olun
.
1 Saat
1 Gün
1 Hafta
1 Ay
Her zaman
Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz
Haberler:
Ana Sayfa
Yardım
Ara
Quran Flash
Google Tagged
Giriş Yap
Kayıt Ol
NurunYolcusu.com Forum “Risale-i Nur’dan yazdığınız ve yazmakta olduğunuz harflerin sayısınca, Allah’ın selamı ve rahmeti ve bereketi üzerinize olsun!”
»
Risale-i Nur Mütalaası ve kısa kısa dersler - رسالهء نور مطالعه سي
»
Bediüzzaman ve Risale-i Nur - بديع الزمان و رسالهء نور
(Moderatör:
زكريا
) »
Risale-i Nur Nedir ? (2)
« önceki
sonraki »
Yazdır
Sayfa: [
1
]
Aşağı git
Gönderen
Konu: Risale-i Nur Nedir ? (2) (Okunma sayısı 253 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
عباس
Mütalaacı
İleti: 1326
Karma: +20/-3
Risale-i Nur Nedir ? (2)
«
:
02 Mayıs 2010, 20:54:40 »
NurunYolcusu.com İrfan Medya Projelerini Destekler
Risâle-i Nur, şu zamanın ihtiyaçlarına uygun bir ilâçtır
Hem, yazılan eserler, risâleler-ekseriyet-i mutlakası-hariçten hiçbir sebep gelmeyerek, rûhumdan tevellüd eden bir hâcete binâen âni ve def'î olarak ihsan edilmiş. Sonra bâzı dostlarıma gösterdiğim vakit, demişler: "Şu zamanın yaralarına devâdır." İntişar ettikten sonra ekser kardeşlerimden anladım ki, tam şu zamandaki ihtiyaca muvâfık ve derde lâyık bir ilâç hükmüne geçiyor.
Mektûbât, s. 363.
Bediüzzaman burada ilaç tabirini kullanıyor. Bir şeyin ilaç olması için elbette bir hastalığın var olması gerekiyor. Demek ki insanlık manevi bakımdan bir hastalığa düşmüştür. Nasıl ki her yeni hastalığın bir ilacı keşfediliyor Cenâb-ı Hak onlara ilham ediyorsa, bu zamanın manevi hastalığının ilacını da bu konuda çalışanlara ilham ediyor. Manevi yaralarına bir derman gönderiyor.
Esrâr-ı Kur'âniyeye âit yazılan Sözler, şu zamanın yaralarına en münâsip bir ilâç, bir merhem ve zulümâtın tehâcümâtına mâruz heyet-i İslâmiyeye en nâfi bir nur ve dalâlet vâdilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğu îtikâdındayım. Bilirsiniz ki; eğer dalâlet cehâletten gelse, izâlesi kolaydır. Fakat, dalâlet fenden ve ilimden gelse, izâlesi müşküldür. Eski zamanda ikinci kısım binde bir bulunuyordu. Bulunanlardan, ancak binden biri irşad ile yola gelebilirdi. Çünkü öyleler kendilerini beğeniyorlar, hem bilmiyorlar, hem kendilerini bilir zannediyorlar. Cenâb-ı Hak şu zamanda, i'câz-ı Kur'ân'ın mânevî lemeâtından olan mâlûm Sözler'i, şu dalâlet zındıkasına bir tiryak hâsiyetini vermiş tasavvurundayım.
Mektûbât, s. 27.
Bediüzzaman Hazretlerinin burada dikkat çektiği husus bu zaman da tüm fikri sapıklıklarının inkarların bilimden geldiğidir. Gerçekten de batıdan gelen dinsiz felsefe Hıristiyanlığın yanlış inancına karşı çıkmakla beraber diğer taraftan dünyadaki bütün dinleri de karşısına almıştır. Dinsiz felsefeyi okuyan ve bundan etkilenen eserleri okuyanlar Allah’a değil tabiata ve sebeplere inanır hale gelmişlerdir. Dolayısıyla bu asır bütün sapıklıkların insanlara bilim yoluyla insanlara yayıldığı çağdır. O yüzden insanların bu asırdaki hastalıklarını da bilim yoluyla tedavi etmek mümkündür. Risale-i Nur tüm dinle ilgili iddialara Allah’ın varlığı ve birliği ile ilgili iddialara bilimsel metotlarla aklı mantığı ve kalbide tatmin ederek vermiş. Onların açtığı manevi yaraları manevi yönden tedavi etmeye gayret göstermiş. Bu noktada adeta insanlar için çok önemli reçeteler yazmıştır.
Risâle-i Nur Kur'ân'ın tesiri büyük hakîki bir tefsiridir
Kur'ân-ı Hakîmin sırr-ı i'câzıyla hakîki bir tefsiri olan Risâle-i Nur, bu dünyada bir mânevî Cehennemi, dalâlette gösterdiği gibi, îmanda dahi bu dünyada mânevî bir Cennet bulunduğunu ispat ediyor ve günahların ve fenalıkların ve haram lezzetlerin içinde mânevî elîm elemleri gösterip, hasenât ve güzel hasletlerde ve hakâik-i şeriatın amelinde Cennet lezâizi gibi mânevî lezzetler bulunduğunu ispat ediyor. Sefâhet ehlini ve dalâlete düşenleri o cihetle-aklı başında olanlarını kurtarıyor.
Ayetü'l-Kübrâ, s.192.
Bediüzaman Said Nursi imansızlığın kendisinde büyük bir elem bulunduğunu ve insanı cehennem azabı gibi bir azaba daha bu dünyada sürüklediğini yazmış olduğu Risale-i Nur eserlerinde isbat ediyor. Bunun aksine de imanda da manevi bir cennet bulunduğunu anlatıyor ispat ediyor. Eski anlayışlarda Hıristiyan anlayışında özellikle dinin sadece ahiret için olduğu düşünceye karşı Bediüzzaman Said Nursi Kur’ân’dan almış olduğu dersle dinin ve dinin en önemli özelliği olan imanın insanı birinci derece mutlu etmeye vasıta olduğunu bize anlatmış oluyor. Bununla birlikte günahların haram lezzetlerin içinde manevi elim elemleri gösterip iyilikler ve güzel hasletlerin şeraitlerin hakikatlerinin yapılmasında cennet lezzetleri gibi manevi lezzetler bulunduğunu ispat ediyor. Burada Risale-i Nur Kur’ân’ın ve İslam’ın haram kıldığı şeylere bunlar haramdır demiyor. Çünkü zaten insanlar bunların haram olduğunu biliyor. Veya farz olan şeyleri bunlar farzdır diye omların farziyetini tekrar etmiyor. Tam aksine İslam’ın helal kılmış olduğu tüm güzel hasenelerin içersinde manevi bir cennet bulunduğunu ve insanın İslam ahlakına uymakla bu dünyada dünyanın en mutlu insanı olacağını anlatıyor. Bizim kalplerimize ve kafalarımıza yerleştirmeye çalışıyor. Ayrıca yapılan günahlarda fenalıklar da ise bir lezzet içersine bin elem bulunduğunu akli kalbi ve mantıki bir şekilde insanların da tecrübelerine de dayanarak bize anlatıyor.
Sefâhet ehlini ve dalâlete düşenleri o cihetle-aklı başında olanlarını kurtarıyor. Cümlesinde de bir kimse şeytana uyar körü arkadaşlara uyar çevreye uyar İslam’ın emretmediği şeyleri bir anda yapıyor bir duruma düşebilir. İşte Risale-i Nurdaki bu önemli tahlilleri okuduğunda eğer aklı başındaysa kendisini o bataklıklardan kurtarması mümkün hale gelir. İşte Risale-i Nur’un en önemli özelliklerinden birisi de budur.
"Neden, senin Kur'ân'dan yazdığın Sözler'de bir kuvvet, bir tesir var? Ki, müfessirlerin ve âriflerin sözlerinde nâdiren bulunur. Bâzan bir satırda, bir sayfa kadar kuvvet var; bir sayfada bir kitap kadar tesir bulunuyor."
Burada diyor Risale-i Nurlar Kur’ân tefsiri ve onda büyük bir kuvvet büyük bir etki var. Birçok müfessirin eseride bunlar bulunmuyor. Acaba bunun nedeni nedir sualine şöyle güzel bir cevap veriyor.
Elcevap: Güzel bir cevaptır. Şeref, i'câz-ı Kur'ân'a âit olduğundan ve bana âit olmadığından, bilâpervâ derim: Ekseriyet îtibariyle öyledir. Çünkü, yazılan Sözler tasavvur değil, tasdiktir; teslim değil, îmandır; mârifet değil, şehâdettir, şuhundur; taklit değil, tahkîktir; iltizam değil, iz'andır;tasavvuf değil, hakîkattir; dâvâ değil, dâvâ içinde bürhandır.
Şeref Kur’ân’ın mucizeliğine ait olduğunda bana ait olmadığından şüphesiz bir şekilde derim. Evet çoğunlukla öğledir. Risale-i Nurlarda bulunan kuvvet diğer kitaplarda bulunmamaktadır. Çünkü Risale-i Nur bir düşünce değil zihinde tasarlanmış değil, Kur’ân’ı tasdiktir. Allah’ın bize bildirmiş olduğu şeyleri ve Allah’a olan şeyleri tasdik etmektir. Sonra teslim değil imandır.
Risale-i Nurda işte bu Risaledir bir Kur’ân tefsiridir ne olursa olsun buna teslim olalım diye bir şey yoktur.
Risale-i Nurda
her şey delillerle yazılmıştır
.
İşte
Risale-i Nurun bir önemli özelliği de teslim olmaması iman olmasıdır. Bize imanı anlatmasıdır.
Mârifet değil şehadettir, şuhundur. Yani bir bilgi yığınından ibaret değildir Risale-i Nur. Kainatı görerek kainatı şahitliğini müşahade ederek Bediüzzaman Hazretleri bize imanı anlatıyor. Allah’ı anlatıyor. Yine Risale-i Nurun bir özelliği taklit değil tahkiktir diyor. Yani bizim atalarımızdan duyduğumuz “Allah birdir” “Allah’tan başka ilah yoktur” gibi bu kısacık cümleleri anlatmıyor söylemiyor. Risale-i Nur insandaki zerreden güneşe kadar her şeyde bize Allah’ın Varlığını ve birliğini bize ispat ediyor. Ve iltizam değil iz’andır diyor. Yani bir körü körüne sahip çıkmadan tahakkirlikten bahsetmiyor Risale-i Nur. Risale-i Nurun bir iz’ân kısmı vardır. Bir önemli özelliği de Risale-i Nur tasavvuf değil hakikattir. Risale-i Nurda tasvvufla ilgili çok önemli gerçekleri bulabilirsiniz. Ancak şu bir gerçektir ki Risale-i Nur tasavvuf değildir.
Bediüzzaman hazretleri yine mektubat isimli eserinde
“Tasavvuf bir meyvedir”
diyor. Tasavvuf mü’min olan bir kimsenin imanını kemale erdirmek için çalışan İslami bir sahadır. Ama
“Ama Risale-i Nur bir gıdadır”
diyor.
İnsanlar tasavvufsuz cennete gidebilirler ama imansız asla cennete gidemezler. Bu yüzden Risale-i Nur imanın kökten sarsıldığı bu asırda iman esaslarını tamir etmeye çalışıyor.
Meyve ile meşgul olmuyor. Ve bir önemli özelliği de Risale-i Nurun bir dava değil dava içersinde bir bürhan olduğunu söylemesidir.
Risale-i Nur sadece bir iddiada bulunmuyor sadece iddia ettiği şeyleri ispat ediyor.
Mektûbât, s. 36
Kayıtlı
Konuyu Paylaş:
yazılarım ve yorumlarınız
Aldanma insanların samimiyetine
Menfaatleri uğruna gelirler vecde
Cenneti vaad etmeseydi eğer
Allah'a bile etmezlerdi secde..
Mehmet Akif Ersoy
NurunYolcusu.com İrfan Medya Projelerini Destekler
Yazdır
Sayfa: [
1
]
Yukarı git
« önceki
sonraki »
Seo4Smf Tagleri:
NurunYolcusu.com Forum “Risale-i Nur’dan yazdığınız ve yazmakta olduğunuz harflerin sayısınca, Allah’ın selamı ve rahmeti ve bereketi üzerinize olsun!”
»
Risale-i Nur Mütalaası ve kısa kısa dersler - رسالهء نور مطالعه سي
»
Bediüzzaman ve Risale-i Nur - بديع الزمان و رسالهء نور
(Moderatör:
زكريا
) »
Risale-i Nur Nedir ? (2)