Yemek İçin Ellerini Yıkamaları
İnançlı insanların sıradan bir temizlikle yetinmeyip, her sahadaki temizliklerini nezafet derecesine vardırmalarını isteyen Rasûlullah Efendimiz, yemek yeneceği sırada da bu kurala uyulmasını arzu etmişlerdir. Namaz için abdest ne ise, yemek için de el yıkamak odur. Diğer dinlerde olmayan bu yemekten önce el yıkama adetini, ilk defa Peygamber Efendimiz icad ve ihdas etmişlerdir.
"Elindeki yemek bulaşığını yıkamadan yatan kimse, şayet gece başına bir musibet gelirse bu durumda, kabahati başkasında değil, bizzat kendisinde arasın!"
Selmân-ı Fârisî (ra) anlatıyor: "Yemeğin bereketi; hem yemekten önce, hem de yemekten sonra elleri yıkamaktır." buyurdular.
Yemek Öncesi Ve Sonrası Okuduğu Dualar
Hz. Peygamber, her güzel işe başlarken yaptıkları gibi, bir şeyi yemeden önce de daima "besmele" çekerlerdi. Besmele, şayet başta unutulmuşsa, hatırlandığı an çekilir.
Peygamber Efendimiz yemekten sonra da daima "dua" ederlerdi. En kısa duası, "Elhamdülillah" diyerek yapılanı idi. "Zikrin en faziletlisi "Lâ ilâhe illallah"; duanın en üstünü de "Elhamdülillah" demektir." buyurmuşlardır. Duanın tek bir formülü yoktur. Herkes, gönlünden koptuğunca, dilinin döndüğünce, uzun veya kısa ifadelerle duasını yapabilir.
Rasûlullah Efendimizin yaşadığı dönemde yemek, "yer sofrası"nda ve "tek kap"tan yenirdi. Bu yüzden herkesin kendi önünden almasını istemiştir. Birlikte yeme yanında, "birlikte kalkma" da Peygamber Efendimiz'in sofra adabı konusundaki tavsiyelerindendir. Şöyle buyurmuşlardır: "Sofra konduğu zaman, hiç kimse, sofra kaldırılıncaya kadar kalkmasın. Ve karnı doysa bile, sofrada bulunanları mahcup etmemek için, herkes doyuncaya kadar elini sofradan çekmesin. Yani, doyduğunu hissettiren bir davranışta bulunmasın. Zîrâ erken kalkmakla, kişi arkadaşını mahcup etmiş olur; o da, yemekten elini çekmek mecburiyetinde kalır. Ola ki, onun karnı henüz doymamıştır!"
Buna göre, sofraya davet edilen veya yemek teklif edilen kimse, karnı aç olduğu halde; "karnım tok... yeni yedim" gibi gerçek dışı ifadelerle, teklifi geri çevirmemelidir. "Bir kişinin yemeği iki kişiye yeter. İki kişinin yemeği dört kişiye yeter. Dört kişinin yemeği de sekiz kişiye yeter." buyurmuşlardır.
Ömer b. Ebî Seleme (ra) anlatıyor: Rasûlullah Efendimizin evine gitmiştim. Kendileri sofrada imişler. Beni görünce: "Yavrucuğum; sofraya buyur, besmele çek, yemeği sağ elinle ye ve daima kendi önünden al." buyurdular.
Ebû Saîd el-Hudrî (ra) anlatıyor: Peygamber Efendimiz, yemeği yeyip sofradan kalkacağında: "el-Hamdü lillâlillezi et'ameâ ve sekanâ ve ce'alenâ min'el-muslimîn" yani "Bizi yedirip içiren ve Müslümanlar zümresinden kılan Allah'a hamdolsun!" diyerek dua ederdi.
Ebû Ümâme (ra) anlatıyor: Rasûlullah Efendimiz, önlerinden sofra kaldırılacağı sırada: "el-Hamdu lillâhi hamden kesîran tayyîben mübâreken fîhi ğayra müvedde'ın velâ müstağnen 'anhü Rabbenâ" yani "Yâ Rabbi, sana; sonsuz, gösterişten uzak, ardı arkası kesilmeyen bir hamdle hamdederim; Dergâh-ı İzzet'inde kabul görmemiş ve kendisinden yüz çevrilmiş bir hamdle değil Rabbim!" şeklinde dua ederlerdi.
Yedikleri Meyveler
Hz. Peygamberin kavun, karpuz ve salatalık yediklerini ve bunları çok sevdiklerini öğreniyoruz. Üzüm, ayva, acur ve misvak ağacının kebâs adı verilen meyvesi de Hz. Peygamberin yediği diğer meyveler arasında bulunmaktadır.
Hz. Peygamber, alınan gıdaların sıhhati bozmamasına çok dikkat ederdi. Meyveyi "meyve" olarak değil, vücûdun hararetini dengelemek için, yemek esnasında veya yemek sonrasında yemişlerdir.
Ebû Hureyre (ra) anlatıyor: Rasûlullah'ın ashabı, her ne zaman bir meyvesinin turfandasını elde etseler, onu hemen Rasûlullah'a getirirlerdi. Peygamber Efendimiz de o turfanda meyveyi mübarek ellerine alır ve şöyle dua ederlerdi: "Yâ Rabbi! Bizim meyvelerimize, şehrimize, sâ' ve müdd tabir edilen ölçeklerimize bereket ihsan eyle! Yâ Rabbi! İbrahim (as) senin kulun, dostun ve peygamberindir. Ben de, senin kulun ve peygamberinim. O, sana, Mekke için dua etmişti. Ben de, onun Mekke hakkında yaptığı dua kadarıyla ve hatta onun bir misli fazlasıyle, sana Medine için dua ediyorum!" buyururlar ve sonra da, çevrede görebildiği en küçük çocuğu çağırıp, o turfanda meyveyi bu yavrucağa verirlerdi.