Herkesin beklediği büyük bir randevusu vardır. Kimi cana, kimi cânâna, kimi eşe, kimi dosta kavuşabilmenin bekleyişi içindedir. Necip Fazıl da son randevusuna hazırlık içindedir. Ama “Bilsem nerede, saat kaçta/Tabutumun tahtası, bilsem hangi ağaçta” diyerek bu randevunun ölüm olduğunu fısıldar kulaklarımıza. Bir çocukluk sevinci içinde karşılar tabutu. İbrahim Edhem gibi tâcı, tahtı, sorgucu unutmak lazımdır gönüllere sultan olmak için...
“Ölüm güzel şey; budur perde ardından haber…
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?!”
Ve bir gece... Onun için daima sırlarla dolu Mayıs ayında bir gece, (25 Mayıs 1983) yatağında doğrulup, elâ gözlerini pencereden dışarıya, derin karanlığa dikti. Ne gördü ki; pembeden daha kırmızı dudakları hafifçe kıpırdadı:
"Demek böyle ölünürmüş!.."

rahmet eylesin mekanı cennet olsun...
