Sultan İkinci Mahmud devrinde (m.1808-1839) aklın güç alacağı ölçüde nüfûzu olan Mehmed Said Halet Efendi adında biri vardı. Kanlı, zâlim ve haris bir insan olan Halet Efendi, iktidârı kendisi üzerinde toplayabilmek için, sâdece İstanbul’da değil, bütün imparatorlukta kendisine karşı gelebilecek güç sâhibi hiç kimseyi bırakmamak azminde idi.
Halet Efendi, ortadan kaldırılmasının kendisinin nüfûz ve kudreti için elzem olduğuna inandığı kimseleri kandırır, İstanbul’a getirir, kendilerine Kubbealtı vezirliği verir, Saray’ın ve Padişah’ın yakınma sokar, ardından, yine kendisinin tertiplediği ve yönettiği klâsik yollarla kurbanını tehlikeli işlere atar, Padişah’ın gazabını tahrîk eder ve mahâretle hazırlanmış bir planın bütün günahını kurbanının boynuna yükleyerek cellâda teslîm ederdi.
Halkın ‘Devlet Kâhyası’ dediği Halet Efendi, son derece garazkâr bir insan idi. Rumlardan gördüğü iyilik karşılığında, Yunan ihtilâlına gizlice yardımcı oldu. Padişahın berberbaşısı Ali Ağayı, Saray’da câsûs gibi kullanıp, Tepe delenli Ali Paşayı, devlete âsî gibi göstererek öldürttü.
Su testisi suyolunda kırılır fetvâsınca, Halet Efendinin hayatı da başının kesilmesiyle son buldu. Öldüğü zaman, korkudan açılmayan dudaklar harekete geçti ve sâhibinin adı bile bilinmeyen mısralar, onun için söylendiği bilinmeden, hayatı Halet Efendi’ninkine benzeyenler için nesillerin ağızlarında gezindi:
Ne kendi eyledi rahat, ne halka verdi huzur;
Yıkıldı gitti cihandan, dayansın ehl-i kubûr.