ASIL TEVÂFUKUN AHMED HUSREV EFENDİ’NİN HATTINDA OLDUĞU NEREDEN BİLİNİR?
Tevâfuk mu’cizesinin varlığını ilk defa haber verip Rumuzat-ı Semâniye adlı eserinde bunu ilmî olarak çok misal ve delilleriyle ispat eden Bedîüzzaman Hazretleri 1932 senesinde Barla’da, çoğu Hâfız, hattat, hatt-ı Arabî hocası olan Şamlı Hâfız Tevfik, Hâfız Ali, Hoca Hâlid, Gâlib, Sabri, Zühdü, Tığlı Hakkı ve Ahmed Husrev Efendi gibi, Nur talebeleri her birisine üçer cüz yazdırmışsa da, Bedîüzzaman Hazretlerinin istediği tarz sadece Ahmed Husrev Efendi’nin hattında gözükmüştür. Neticeyi Bedîüzzaman Hazretleri şöyle ifade etmiştir:
“Tevâfuk, Husrev’in tarzındadır. Onun için Husrev’in bir mahareti varsa tevâfuku bozmamış. Tavsiye etmiştim ki, kimse maharetini karıştırmasın.
Demek en büyük maharet odur ki, tevâfuku bozmasın, çünki tevâfuk var.” (Barla Lahikası, 31)
Öyle ki, büyük bir hat ustası olan Şamlı Hâfız Tevfik, bu meseleyi duyunca; “İşte tam bana göre bir hizmet açıldı” demişti. Fakat tevâfuk, san’at ve maharet meselesi değildi. Tam bir ihsan-ı ilâhi idi ki, Hâfız olmayan ve san’attan uzak gâyet sade bir hat sahibi olan Ahmed Husrev Efendiye nasip olmuştu.
San’atta elbette sun’îlik olur ve fıtrî tevâfuku gölgede bırakır. Ahmed Husrev
Efendi’nin hattı ise hiçbir hat san’atının kaydı altına girmemiş, san’at kaygısından tamamen azade fıtrî bir hattır.
Kısacası:
a) Bedîüzzaman Hazretlerinin şahitliği,
b) Tevâfuklu Kur’ân yazılmasında vazife alan diğer talebelerin itirafları,
c) Risâle-i Nur’daki muhtelif kayıtlar,
d) Birçok ehl-i keşfin tasdiki,
e) Ve halen elimizde bulunan ve gören gözleri “Maşaallah, bârekâllah!” demeye mecbur eden Tevâfuklu Kur’ân-ı Kerîm asıl tevâfukun Husrev Efendi’nin hattında olduğunun birer şahididirler.