Gönderen Konu: *** Kur’an hattını muhafaza hizmeti ***  (Okunma sayısı 1870 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ملا خسرو

  • WebMaster
  • *
  • İleti: 2052
  • Karma: +60/-4
  • İnadına Saracağız !!!
*** Kur’an hattını muhafaza hizmeti ***
« : 11 Temmuz 2008, 17:50:27 »

NurunYolcusu.com İrfan Medya Projelerini Destekler

Kur’ân hattını muhâfaza hizmeti


Risâle-i Nûr hizmetinin ruhu ve esası Kur’ân’a hizmettir. Hazret-i Üstâd’ın bu çerçevede son derece önem verdiği maksadlarından biri de Kur’ân hattına hizmet etmek ve onu muhâfaza etmek idi. O şöyle diyordu:

“Risâle-i Nûr’un mühim bir vazîfesi, âlem-i İslâmın ekseriyet-i mutlakasının yazısı ve hattı olan hurûf-u Arabiyeyi muhâfaza etmektir”


Bedîüzzaman Hazretleri “Âhiret kardeşlerime mühim bir ihtâr!” başlıklı mektubunda nasıl Risâle-i Nûr talebesi olunabileceği hususunda şu sınırları çiziyordu:

“Risâle-i Nûr’a intisâb eden zâtın en ehemmiyetli vazîfesi, onu yazmak ve yazdırmaktır ve intişârına yardım etmektir. Onu yazan veya yazdıran Risâle-i Nûr talebesi ünvanını alır. Ve o ünvan altında her yirmidört saatte benim lisânımla belki yüz def‘a, bazen daha ziyâde hayırlı duâlarımda ve ma‘nevî kazançlarımda hissedar olmakla beraber, benim gibi duâ eden kıymetdar binler kardeşlerin ve Risâle-i Nûr talebelerinin duâlarına ve kazançlarına dahi hissedar olur.”   

Üstâd Hazretleri tarafından yapılan “Nûr talebesi” ta‘rîfindeki bu ayrıntıları, Hazret-i Ali Efendimiz’in de aynı paralelde farklı ifadelerle te’yîd ettiğini, 18. Lem’a’daki şu satırlarda görmekteyiz:

Hazret-i İmâm-ı Ali (ra) hurûf-u ecnebîyi (latinceyi) İslâmlar içinde kabûl ettirmek hâdisesi ile ulemâ-yı sû’un bid‘alara yardımlarından teessüfle bahsedip, o iki hâdise ortasında irşâdkârâne bazılarından bahsediyor ki, o sekîne olan ism-i A‘zam ile ecnebî hurûfuna karşı mukābele ediyor ve hem ulemâ-yı sû’a karşı muhâlefet ediyor. İşte bu zamanda o adamlar, Risâle-i Nûr şâkirdleri ve nâşirleri oldukları şübhesizdir. Çünki onlardır ki, hatt-ı Kur’ân’ı muhâfaza ediyorlar ve bid‘akâr bir kısım ulemâlara karşı mukāvemet ediyorlar.” 
Bir Nûr talebesi, bizzât Üstâdı tarafından beyân edilen ve “Hatt-ı Kur’ân’ın tebdîline karşı, Kur’ân şâkirdlerinin bütün kuvvetleriyle hatt-ı Kur’ânîyi muhâ¬fazaya çalışması”  gerektiğine işaret eden bu emsâl ifadeleri, nazar-ı dikkat ve imtisâlinden uzak tutabilir mi?
Hazret-i Üstâd’ın hayatta olduğu sürece hiç aksamadan aynen devam etmiş olan yazı hizmetini ve hatt-ı Kur’ân’ı muhâfaza hedefini, onun vefatından sonra bir ayrıntı ve hususî bir kemâl gibi görmek; münferid, indî beyânlarla bu hizmeti bir kısım Nûr talebelerine mahsûs, güzel bir gayretkeşlik olarak göstermeye çalışmak, doğru bir değerlendirme olabilir mi?

Halbuki Üstâd, Risâle-i Nûr’ların ehl-i hakîkate bâkî bir rehber ve lâyemût bir mürşid olduğunu beyân ederken, talebelerine asıl mürâcaat kaynağı olarak Risâle-i Nûr’ları göstermekte, “Benimle hakîkat meşrebinde sohbet etmek ve görüşmek isteyen adam, hangi risâleyi açsa; benimle değil, hâdim-i Kur’ân olan üstâdıyla görüşür ve hakāik-i îmâniyeden zevkle bir ders alabilir” buyurmaktadır.

Öyleyse sıhhati münâkaşalı nakillerde mutlak referans, Üstâd’ın bizâtihî kendi ifadeleri olmalı, prensip i‘tibâriyle Risâle-i Nûr’larla tenâkuza düşmeyen ifadeler makbûlümüz olmalıdır. Kimsenin rivâyeti, asrın imamının kendi sözünden daha mu‘teber değildir.
Risâle-i Nûr gibi asrın hizmet programını muhtevî lâyemût bir eserde bahsi geçen herhangi bir mevzû‘, gerekçesi ne olursa olsun asılsız bir maslahata binâen söylenmiş kabûl edilirse, bu kabûlün Hazret-i Ali Efendimiz’e nisbet edilen takıyye isnâdından hiçbir farkı yoktur. Böyle kahramân-ı İslâm ve ehl-i îmânın rehberi olan bir zâtı, aslında kabûl etmediği beyânlarla muttasıf görmek, ona muhabbet değildir. O çeşit muhabbetten Hazret-i Üstâd da teberrî eder.

Halbuki Bedîüzzaman Hazretleri hurûf-u Kur’âniye’yi muhâfaza hizmetini o kadar önemsiyordu ki, yazdığı mektubunda bile talebelerine:
اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ
 بِعَدَدِ حُرُوفَاتِ رَسَٓائِلِ الَّت۪ى كَتَبْتُمْ وَ تَكْتُبُونَ
Yani “Risâle-i Nûr’dan yazdığınız ve yazmakta olduğunuz harflerin sayısınca Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun!”  diye selâm veriyor, bu vesîle ile dahi onları yazmaya teşvîk ediyordu.
İşârât-ı Kur’âniye bahsinde otuz üç âyetten biri olarak, “ فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ  cümle¬sinin îmâsı ve remzi ile ‘O menba‘dan gelen nûra (Risâle-i Nûr’a) yüzünüz ile müteveccih olup mütâlaa ve istifâde ediniz. Ve ellerinizde kalemlerle neşredip halkları sukūt-u ahlâktan suûda ve terakkîye çıkmalarına çalışınız”  ifadeleri, yazı hizmetinin hakîkatte ne olduğuna, nasıl anlaşılması lâzım geldiğine gaybî bir tasdîk sikkesidir.

YAZI HİZMETİ VE MATBAA


Risâle-i Nûr hizmetinin neşri esnâsında matbaanın devreye girmesi, hususan bu maksadla teksîr makinesi alınmasını “Ey bin kalemli kâtib, hoş geldin!” diyerek memnuniyetle karşılayan Bedîüzzaman Hazretleri’nin kalemle hizmete dâir bunca îzâhını, “Şimdi matbaalar var, artık yazı zamanı değil” diyerek yazı hizmetini münhasıran o dönemdeki bazı imkânsızlıklara bağlamak, hatt-ı Kur’ân’ı muhâfaza hizmetinin ruhuyla aslâ bağdaşmaz.

Emirdağ Lâhikasında Üstâd bu mukadder i‘tirâza, şu nükteli cevabı vermektedir:
Bir zaman bir memlekete şimendifer geldiği vakit, arabacılar telâş edip dediler: ‘Bizim san‘atımız bozuldu.’ Halbuki şimendiferin gelmesiyle memlekette fa‘âliyet çoğaldığından, faytonculuğa iki kat ziyâde ihtiyaç olmuş. İnşâallâh, onun gibi Nûr yazıcıları değil tevakkuf, belki daha ziyâde yazı ile defter-i a‘mâllerine hasenât kaydedecekler.” 

YAZI MEKTUBU

Üstâd Hazretleri ehemmiyetine binâen “En az on beş günde bir def‘a okunmalıdır!” dediği İhlâs Risâlesi’nin hemen arkasına eklediği “Yazı Mektubu” nâmıyla ma‘rûf îkāzında “Bir kısım kardeşlerime hususî bir mektubdur” diyerek şu hakîkatleri beyân etmektedir:

“Yazıda usanan ve ibâdet ayları olan şuhûr-u selâsede sâir evrâdı, beş cihetle ibâdet sayılan Risâle-i Nûr yazısına tercîh eden kardeşlerime iki hadîs-i şerîfin bir nüktesini söyleyeceğim.
Birincisi:  يُوزَنُ مِدَادُ الْعُلَمَٓاءِ بِدِمَٓاءِ الشُّهَدَٓاءِ -ev kemâ kāl- Yani: “Mahşerde ulemâ-yı hakîkatin sarf ettikleri mürekkeb, şehîdlerin kanıyla muvâzene edilir; o kıymette olur.
İkincisi:
مَنْ تَمَسَّكَ بِسُنَّت۪ي عِنْدَ فَسَادِ اُمَّت۪ي
 فَلَهُٓ اَجْرُ مِائَةِ شَه۪يدٍ 
-ev kemâ kāl- Yani: “Bid‘aların ve dalâletlerin istîlâsı zamanında sünnet-i seniyeye ve hakîkat-i Kur’âniyeye temessük edip hizmet eden, yüz şehîd sevabını kazanabilir.”

Ey tenbellik damarıyla yazıdan usanan ve ey sofîmeşreb kardeşlerim! Bu iki hadîsin mecmûu gösterir ki, böyle zamanda hakāik-i îmâniyeye ve esrâr-ı şerîate ve sünnet-i seniyeye hizmet eden mübârek hâlis kalemlerden akan siyah nûr veya âb-ı hayat hükmünde olan mürekkeblerin bir dirhemi, şühedânın yüz dirhem kanı hükmünde yevm-i mahşerde size fâide verebilir. Öyle ise, onu kazanmaya çalışınız.

Eğer deseniz: “Hadîste ‘âlim’ ta‘bîri var, biz bir kısmımız yalnız kâtibiz.”

Elcevab: Bir sene bu risâleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabûl ederek okuyan; bu zamanın mühim, hakîkatli bir âlimi olabilir. Eğer anlamasa da, madem Risâle-i Nûr şâkirdlerinin bir şahs-ı manevîsi var, şübhesiz o şahs-ı ma‘nevî bu zamanın mühim bir âlimidir. Sizin kalemleriniz ise, o şahs-ı ma‘nevînin parmaklarıdır.

Kendi nokta-i nazarımda liyâkatsiz olduğum halde, haydi hüsn-ü zannınıza binâen bu fakire bir üstâdlık ve tebeiyet noktasında bir âlim vaziyetini verdiğinizden bağlanmışsınız. Ben ümmî ve kalemsiz olduğum için, sizin kalemleriniz benim kalemim sayılır, hadîste gösterilen ecri alırsınız.”

RİSÂLE-İ NÛR’U YAZMANIN DÜNYEVÎ VE UHREVÎ FÂİDELERİ


“Bu iki hadîs-i şerîften alınan bir ilhâmla, Risâle-i Nûr’u yazmanın dünyevî ve uhrevî pek çok fâidelerinden, Risâle-i Nûr’da beyân edilen ve şâkirdlerinin tecrübeleriyle tasdîk edilen yalnız birkaç tanesini beyân ediyoruz.
Beş türlü ibâdet:
1. En mühim bir mücâhede olan ehl-i dalâlete karşı ma‘nen mücâhede etmek
 2. Üstâdına neşr-i hakîkat cihetinde yardım sûretiyle hizmet etmek
 3. Müslümanlara îmân cihetinde hizmet etmek
4. Kalemle ilmi tahsîl etmek
5. Bazen bir saati bir sene ibâdet hükmüne geçen, tefekkürî olan bir ibâdeti yapmaktır.

Beş türlü de dünyevî fâidesi var:

1. Rızıkta bereket
 2. Kalbde rahat ve sürûr
3. Maîşette suhûlet
4. İşlerinde muvaffakiyet
5. Talebelik fazîletini almakla, bütün Risâle-i Nûr talebelerinin hâs duâlarına hissedar olmaktır.

Kalemle Nûrlara hizmet ve sadâkatle talebesi olmanın iki mühim neticesi vardır:
1. Âyât-ı Kur’âniyenin işaretiyle, îmânla kabre girmektir
2. Bütün şâkirdlerin ma‘nevî kazançlarına, Nûr dâiresindeki şirket-i ma‘neviye sırrıyla, umum onların hasenâtlarına hissedar olmaktır.
Hem bu talebesizlik zamanında, melâikelerin hürmetine mazhar olan talebe-i ulûm-u dîniye sı-nıfına dâhil olup (bazı ehl-i keşfin kat‘î müşâhedesiyle sâbittir) âlem-i berzahta -talii varsa, tam muvaffak olmuşsa- Hâfız Ali ve ‘Meyve’de bahsi geçen meşhûr talebe gibi, şühedâ hayatına mazhar olmaktır.”

Eserlerin yazarak çoğaltılması, yani neşr-i hakîkat cihetiyle yapılan hizmet, bu beş nevi‘ ibâdetin ve bu kadar hikmet ve maslahatın içinde sâdece bir tanesini teşkîl etmektedir.

Muazzez Üstâd yazı hizmetine dâir yaptığı bu kadar tahşîdâtın arkasından bu hizmete ziyâde ehemmiyet veren Nûr Talebeleri hakkında, “Kalbime geldi ki, bu kahramanların şimdi de bir mükâfâtı yok mu?” suâline ise şöyle cevab vermektedir:
“Birden ihtâr edildi ki, onlar bu mecmûayı yazmakla feylesofları susturan, îmâna getiren kuvvetli bir ders-i îmânîyi en evvel kendi kendine tam okuyorlar, ma‘nevî bir hazine kazanıyorlar… Hem onlar, bu mübârek kalemleriyle eski zamanda İslâmiyet’in büyük mücâhid kahramanlarının kılıçlarının kudsî hizmet¬lerini görüyorlar. Elbette istikbâl onları, Nûrcuları çok
alkışlayacak!”

Bugün için küçük çocukların bile Latin harfleriyle okuma yazma
bildiği şöyle bir dönemde bu çalışmanın inşâallâh İslâm hattının
daha kolay öğrenilerek geniş kitlelere yayılmasına vesîle olmasını,
hem Risâle-i Nûr Külliyâtı’nın orijinal nüshalarının herkes tarafından incelenerek mukâyese edilebilir olmasını
Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimîn’den niyâz ediyoruz.
Konuyu Paylaş:
  digg  facebook  twitter  google  google

Çevrimdışı muhabbet fedaisi

  • *
  • İleti: 308
  • Karma: +7/-4
  • "DAHİLEK YA RASULALLAH!!!"
Ynt: *** Kur’ân hattını muhâfaza hizmeti ***
« Yanıtla #1 : 12 Temmuz 2008, 22:33:17 »
  ::gul:: Amin..amin..amin

Rabbim sizden ebdiyen razı olsun inşaallah..

tek kelime ile mükemmel..

kuran hattını muhafaza etme hususunda zerre mikdar taviz yok inşallah..
  ::gul::
EY İNSAN!!

             "Çocukluğun oyunla geçer..
             Gençliğin gafletle geçer...
             İhtiyarlayıncada zaif düşersin..
ACABA?
                Sen..O şanı Yüce büyük ALLAH'A ne zaman ibadet edeceksin??
             Yarın bambaşka bir insan olacağım diyorsun..Neden bugünden başlamıyorsun??"

Çevrimdışı ملا خسرو

  • WebMaster
  • *
  • İleti: 2052
  • Karma: +60/-4
  • İnadına Saracağız !!!
Ynt: *** Kur’ân hattını muhâfaza hizmeti ***
« Yanıtla #2 : 12 Temmuz 2008, 22:38:22 »
ALLAH'ın izniyle....  ::razi:: :inşAllah:

Çevrimdışı كنج مسلمان

  • WebMaster
  • *
  • İleti: 6032
  • Karma: +139/-9
  • Site emanetçisi
    • www.nurunyolcusu.com
Ynt: *** Kur’an hattını muhafaza hizmeti ***
« Yanıtla #3 : 19 Temmuz 2008, 20:26:51 »
:aminn:  ::razi::

Not : böyle muhim konuları renklendir inş.

Çevrimdışı ملا خسرو

  • WebMaster
  • *
  • İleti: 2052
  • Karma: +60/-4
  • İnadına Saracağız !!!
Ynt: *** Kur’an hattını muhafaza hizmeti ***
« Yanıtla #4 : 20 Temmuz 2008, 11:53:46 »
TAMAM İNŞALLAH  ::razi::

Çevrimdışı hatice

  • *
  • İleti: 124
  • Karma: +1/-3
  • DÜNYA MADEM FANİ, ÖMÜR KISA, HEM YAPILACAK LÜZUMLU
Ynt: *** Kur’an hattını muhafaza hizmeti ***
« Yanıtla #5 : 30 Temmuz 2008, 18:08:37 »
basak
Kategori:

AHMET HÜSREV ALTINBASAK
1899 yilinda Isparta’da dünyaya geldi. Idadi Mektebini bitirdikten sonra, Bati Cephesinde Kurulus savasina katildi. 1931 yilinda Bediüzzaman Hazretleri ile tanismasi, hayatinin en büyük dönüm noktasi oldu.

1926 yilinda sürgün olarak Isparta’ya gelip Barla’da ikamet etmekte olan Bediüzzaman hazretleri ile tanistiktan sonra, artik hayatini iman ve Kur’an davasina vakfederek Onun en sadik talebesi, ve en samimi dava arkadasi olmustu. O yillarda, Kur’an-i Kerim’in tevafuklu olarak yazilmasi vazifesi açilmis, ve bu büyük vazife on kisi içerisinde kendisine tevdi edilmisti.

Hüsrev Efendi üzerinde kirk sene çalisarak, Kur’an-i Kerimi dokuz defa yazdi. O, ayni zamanda, kaleminden nurlar saçan, yorulmaz bir Risale-i Nur Katibi idi.

Hayati, Üstadinin hayati gibi çilelerle dolu geçti. Eskisehir (1935), Denizli (1944), Afyon (1948), Isparta (1960), Eskisehir (1971) tevkif ve mahkemeleri ile Bursa, Bergama, Izmir ve Buca cezaevlerinde yedi yil hapis yatmisti. Hüsrev Efendi, çile ve mücadele dolu bir hayat sonunda, 1977 yili Ramazan ayinda Istanbul’da Hakk’in rahmetine kavustu.

Geride, yazdigi Tevafuklu Kur’an-i Kerim, ve bu Kur’an-i Kerimi basmak üzere kurdugu Hayrat Vakfi, yazdigi binlerce nüsha Nur Risaleleri yaninda, yetistirdigi çok sayida talebeleri gibi büyük eserler birakti. Allah Ondan razi olsun! sahip oldugu iman suuru ve ihlastan bizleri de nasipdar eylesin! (Amin)

 

Hüsrev Efendi çocukluk yıllarında şöyle bir rüya görür. “Büyük bir deniz ortasında bir ağaç vardır. Deniz çekilir ve ağaç kurur. Bir zat gelir, o ağacın dallarını budar. Sonra denizin ortasında büyükçe bir yol açılır ve kendileri o yoldan yürümeye başlarlar”. Bu rüyasını şeyhine anlattığında, şeyhinin tabiri şöyle olmuştur. “O deniz şeriattir. Ağaç ve dalları ise, ondan feyiz alan tarikattir. Benden sonra Isparta’ya İslam’a hizmet edecek bir Zât gelecek ve sen ona ittiba edeceksin”

Bilahire 1926 yılında Bediüzzaman Hazretleri sürgün olarak Barla’ya gelmiştir. Büyük bir Zâtın Isparta’ya nefiy olarak gönderildiğini işiten Hüsrev Efendi’nin fıkıhla alakalı üç suâlini muhtevi mektubuna Bediüzzaman Hazretlerinin cevabı câlib-i dikkattir:

“Hüsrev Bey kardeşim! senin sorduğun meselelerin cevapları fıkıh kitaplarında mevcuttur. Bu bilgilere ulaşmak da kolaydır. Ben bir talebe arıyorum o sen olsan gerek! İslam alemi bu gün, büyük bir sarsıntı geçiriyor. İman kalesi tehlikededir. Gel, beraber Kurana ve bu aziz milletin İmanına hizmet edelim!”

Daha hiç görüşmemiş olduğu Üstadının mektubuna bir mektupla değil, kendisi bizzat huzuruna gitmek hassasiyetiyle ve “ehli kemâlin huzuruna yürüyerek gidilir” deyip kırk kilometre uzaklıkta bulunan Barla’ya yaya olarak Üstadın huzuruna gitmiştir.

Üstad Hazretleri, kendilerini –iltifaten- Barla dışındaki Karaca Ahmed Türbesinde karşılamışlardır. Hüsrev Efendi bu buluşmadan sonra Onun hem talebesi, hem hizmet arkadaşı, hem de İman ve Kur’an hizmetinde en büyük rükün olarak yerini almıştır.

   
^

Hüsrev Efendi Denizli mahkemesi müdafaasında (1944), Bediüzzaman Hazretleri ve Risale-i Nurla tanışmasının kıymet ve ehemmiyetini şu şekilde ifade ediyordu

“On iki seneden daha evvel Hâlıkımın lütfuyla Bediüzzaman Hazretleri’ne vasıl olmuş ve eserlerini okumuşum. İslam dininin pek büyük kudsiyetine ve pek yüksek fazilet telkin ettiğine o eserleri okumakla muttali oldum. Nur eserlerinin ve müellifinin, bu milletin iki hayatlarının saadetlerine çalıştıklarına o kadar bariz deliller gördüm ki; bu delâil karşısında hayran olmamak elden gelmiyor.”
Şualar-II, 338

Küçüklüğünden beri hak ve hakikati arayan ve çoğu zaman içi içine sığışmayan Hüsrev Efendi, üstadı Bediüzzaman Hazretleri ile karşılaştığında aradığını bulmuş olmanın sevincini ve hayranlığını yukarıda da olduğu gibi, her zaman şükranla dile getirmiştir.

Bundan böyle Hüsrev Efendi’nin hayatında, Risale-i Nur ve iki cihanın saadet vesilesi olan bu eserlerin, milletin selameti ve kurtuluşu için mutlaka insanlara ulaştırılması gayesi vardır. Bu sadece bir temenni veyahut ağızdan bir çırpıda çıkan kuru bir söz değil, Onun hayatı ve hayatında ne varsa bu uğurda sarfıyla tezahür eden bir dava olmuştur.

   
^

Hüsrev Efendi Bediüzzaman Hazretlerini tanımakla, aradığını bulmuştu. Risale-i Nur gibi bir eserin müellifi olan Bediüzzaman Hazretleri de, gerek dava arkadaşı, gerek hizmet arkadaşı, gerekse en büyük dost olarak Hüsrev Efendi gibi bir yardımcıyı bulmuş olduğunu talebelerine,

“Şimdi Hüsrev gibi bir nur kahramanı size ihsan edildi, İnşallah bu medrese-i Yusufiye dahi medreset-üz Zehra’nın bir mübarek dershanesi olacak. Ben şimdiye kadar tamamıyla Hüsrev’i ehl-i dünyaya göstermiyordum, gizlerdim. Fakat neşredilen mecmualar, Onu ehl-i siyasete tamamıyla gösterdi, gizli bir şey kalmadı. Onun için ben onun iki üç hizmetini has kardeşlerime izhar eyledim. Hem ben, hem o daha gizlemek değil, lüzum ise ayn-ı hakikat beyan edilecek.”
Şualar-II, 486

diyerek memnuniyetini ifade ediyordu.

Yine Üstad Bediüzzaman Hazretleri;

“Bu Zât (Hüsrev Efendi) müstesna ve şirin kalemiyle nurlardan altı yüz risaleye yakın yazmış ve bu vatanın her tarafına neşrederek, komünist perdesi altında dehşetli ifsada çalışan anarşistliği kırdı, ve tecavüzünü durdurdu ve bu mübarek vatanı ve kahraman milleti o zehirden kurtarmak için tesirli tiryakları (ilaçları) her tarafa yetiştirdi. Türk gençliğini ve nesl-i âtîyi büyük bir tehlikeden kurtarmaya vesile oldu.
Şualar-II, 547

diyerek, Onu tanıtıyordu.

   
^

“Aziz kardeşim Hüsrev” diye başlayan mektubunda “senin ağlamana ve ağlayan mektubuna iştirak ettim. Evet sen de benim gibi, dünya ile iki cihette alakan kesiliyor. Hem öyle lazım.”(Kastamonu Lahikası, 231) diyen Bediüzzaman Hazretleri, dünya cihetindeki müşterekliklerini ifade ederek;

“Zaten Hüsrev’in mümtaz bir hâssiyeti budur ki, şimdiye kadar bana gelen bütün mektuplarının hiç birisi beni incitmiyor. Elîm zamanlarımda da yumuşak geliyor, ruhumu okşuyor. Bu cihetle dahi ona şahsım itibariyle çok minnetdarım.”
Emirdağı Lahikası-I 95

ifadesi, yeni bir çığır açan Risale-i Nur hizmetindeki bu iki Zatın aralarındaki tevafuklarına (uygunluklarına) ışık tutuyordu.

   
^

Bediüzzaman Hazretlerinin, “seksen küsur senelik hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum. Bütün ömrüm harp meydanlarında, esaret zindanlarında memleket hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-ı harplerde bir cani gibi muamele gördüm, bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilattan men edildim. Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere maruz kaldım...” diye kısaca özetlediği hayatının aşağı yukarı aynını, Hüsrev Efendi dahi yaşamış ve mahkeme, esaret, zehir belalarına maruz kalmakla, ihtiyar bir insanken bile eziyet gördürülmekten hali bırakılmamıştır.

Memleketin Eskişehir-1935, Denizli-1944, Afyon-1948, Isparta-1960, Eskişehir-1971, Bursa, Bergama, İzmir ve Buca cezaevlerinde senelerce hapis yatmıştır. Hapishanelerden kurtulduğu yerde yine çile yakalamış kendisini, ondan kurtulduğunda da zehirler yakmıştır bağrını. Hastalıklar belini büktüğü halde, O talebelerine dinç görünmüş ve her zaman için davalarında en büyük destekçileri olmuştur.

1971 muhtırasından sonra, 72 yaşında bir ihtiyarken bile 96 talebesi ile beraber, ağır şartlar altında tutuklanıp 7 yıl süreyle hüküm giymiş ve -Yusuf (as) misali- 7 yıl hapis yatarak, medrese-i Yusufiyedeki çileli tahsilini tamamlamıştır. Hüsrev Efendi’nin bu hali, Ondaki mücadele ruhunu gözler önüne seren bir ibret vesikasıdır.

Akıldan uzak işkenceler ve yokluklar içinde bile, sünnet-i seniyyeyi yaşayabilmesiyle, hem talebelerine, hem diğer mahkumlara ve hapishane yetkililerine İslamiyet’in güzelliklerini gösterebilmiştir. Hapishane yetkililerinin “keşke bizim çocuklarımız da böyle olsa, fakat namaz kılmasalar” dedikleri talebelerinin şehadetiyle vakidir.

   
^

Bir tarafta hastalıklar, bir tarafta tarassudat ve zaman zaman sürgünlere aldırmadan, Üstadının çizdiği yolda hiçbir zaman istikametini kaybetmeden ilerleyebilmiş ve Üstadının istediği tarzda ve Risale-i Nurun düsturlarına muvafık talebeler yetiştirebilmiştir.

Isparta’daki evinin küçücük odasında, kırk küsur sene süren inziva hayatında, günlerce bıkmadan, usanmadan öğleye kadar Kur’anı tevafuklu ve kolay okunuşlu bir surette yazabilmiş, öğleden sonra memleketin dört bir yanından gelen talebelerinin müşkillerini halletmiş, hem de Üstadının kendisine tevdi ettiği hizmetini, o günkü esasatından hiçbir şey eksiltmeden bu güne taşıyabilmiştir. Risale-i Nurdan yaptığı derslerle gönüllere iman nurunu akıtmış ve Bediüzzaman Hazretlerinin tabiriyle, memlekete anarşistliğin girmesini engellemiştir.

   
^

Hüsrev Efendi’nin yirmi kişiyi bile zor alan küçücük odasına bazen çok daha fazla kişi sığmaktaydı. Talebeler, Hüsrev Efendi’den dinledikleri derslerle gönülleri dolu dolu olarak memleketlerine dönerler, her türlü belaya ve musibete dayanabilecek, güç ve kuvveti kendilerinde bulmuş olarak döndükleri memleketlerinde, aldıkları dersleri diğer insanlara aktarırlardı

Bir gün Hüsrev Efendiyi ziyarete gelen bir gurup, kendisine “biz kendimizi burada bir başka alemde gibi hissediyoruz” dediklerinde; o bunun sebebini, “çünki benim yanımda dünya yok” diye açıklamıştı. Talebelerine : “Ben sizleri yanıma kabul etmekle öyle büyük zevklerden vazgeçiyorum ki, siz bunun nasıl bir fedakarlık olduğunu bilemezsiniz” derdi.

   
^

Çocuk yetiştirilmesi mevzuuna çok ehemmiyet gösterir ve “çocuklar cennete siz cennete, çocuklar cehenneme siz cehenneme” diyerek talebe okutmanın istikbal için ehemmiyetini, her sohbette mutlaka zikrederdi.

Bediüzzaman Hazretlerinin, böylesine yorucu ve gayretli ve hizmet dolu hayatıyla en yakın talebesi ve hizmet arkadaşı olan Hüsrev Efendi, 1977 senesi Ramazan-ı Şerifinde İstanbul’da Hakk’ın rahmetine kavuşmuş, Isparta’da daha önceden hazırlanmış olan kabrine defnedilmiştir.

   
^

Bediüzzaman Hazretlerinin “Risale-i Nur'un kahramanı Hüsrev, benim bedelime ölmek ve benim yerimde hasta olmak samimî ve ciddî istiyor. Ben de derim: Te'lif zamanı değil, şimdi neşir zamanıdır. Senin yazın, benim yazımdan ne derece ziyade ve neşre faideli ise, hayatın dahi hizmet-i Nuriyede benim bu azablı hayatımdan o derece faidelidir.

Eğer benim elimden gelseydi, hayatımdan ve sıhhatimden size memnuniyetle verirdim.”(Emirdağı Lahikası-I, 139) dediği Hüsrev Efendi, Bediüzzaman Hazretleri ve Risale-i Nur yanında haklı yerini almış ve ismi yüzlerce defa Risale-i Nurda hep övgüyle zikredilmiştir.

Hatta Bediüzzaman Hazretleri Şualar isimli eserinin ikinci kısmında, sanki kendisinden sonra hizmeti Hüsrev Efendiye bırakacağını -gerçi kendisi kerratla zikretmiş ve talebeleri de çok defalar şahid olmuş olmakla birlikte- kendi savunmasından sonra hemen onun savunmasını koymakla ihsas ettirmektedir.

Bediüzzaman Hazretlerinin
Yakın Talebelerinden
Büyük Ruhlu Küçük Ali diyor ki;

“Hazret-i Peygamberin soyu Hazret-i Fatıma yoluyla iki şecere üzerine takip etmiş. Molla Hüsrev kardeşimize gelene kadar, biri ulema şeceresi, biri de meşayıh şeceresi. Molla Hüsrev’e gelince yol birleşti. Hüsrev kardeşim hem meşayıh vazifesini aldı, hem ulema vazifesini aldı. Molla Hüsrev kardeşim ehl-i beyttendir. Ehl-i Beytin çift yolun gelmesine en ahirindeki birleştiği yerdir. Onun için Hüsrev kardeşim karşısına hangi profesör, hangi bilgin çıksa, hangi çeşit mesele sorulursa sorulsun cevabını vermeye haizdir.”

Bediüzzaman Hazretleri Kuleönü’ne haber göndermiş, bütün kardeşler oraya toplansın, gece sohbet edeceğiz diye. Bu haber üzerine herkes oraya gelmiş, fakat bu toplantıda Molla Hüsrev yok, gelmemiş. Cemaat soruyor; ‘niye gelmedi?’ Bediüzzaman Hazretleri Hüsrev gelmezse biz Onun ayağına gideriz diye cevap veriyor ve o gece birkaç kardeşle Hüsrev Efendiyi ziyaret etmişler.”

Ve böyle yapmakla Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur hizmeti noktasında Hüsrev Efendi’nin vazifesinin ne kadar mühim olduğunu göstermiş ve o hayırlı hizmetinden alıkoymamak için kendisi O’nun yanına gitmiştir.

Cenab-ı Hak Kur’an-ı Keriminde “Kaleme ve onun satıra dizdiklerine and olsun”(Kalem,1) demekle kaleme dikkati çekmiş ve nisyan ile malül insanın hayatında kalemin ne derece ehemmiyetli olduğunu ihsas etmiştir. Kalem ve yazdıkları hayırlı şeyler de, yıllar boyunca kutsal olarak addedilmişlerdir.

Hüsrev Efendi’nin Bediüzzaman Hazretleri ile 1931 yılında Barla’da tanışmaları, Bediüzzaman Hazretlerinin “Yeni Said” dönemiyle beraber Risale-i Nur mecmualarının te’lif zamanına rastlaması, ve neşir vazifesinin Hüsrev Efendiye tevdi edilmesi aralarında acib bir mukarenetin varlığını gösteriyordu.

Bu mukarenetin varlığını Bediüzzaman Hazretleri şu şekilde ifade etmiştir:

“Risale-i Nur şakirdleri içinde Cenab-ı Hakk’ın nimetlerine mazhar bazı zâtlar, Hüsrev ve Re’fet gibi, iktiranı illetle iltibas etmişler, Üstadlarına fazla minnet gösteriyorlardı. Halbuki, Cenab-ı Hak onlara ders-i Kur’anîde verdiği nimet-i istifadeyi, ve üstadlarına ihsan ettiği nimet-i ifadeyi beraber kılmış, mukarenet vermiş. Onlar derler ki; eğer Üstadımız buraya gelmeseydi biz bu dersi alamazdık. .....diyordum ki; bunlar olmasaydı benim gibi yarım ümmi bir bîçare nasıl hizmet edecekti. Sonra anladım ki; sizlere kalem vasıtasıyla olan kudsî hizmetten sonra, bana da bu hizmete muvaffakiyet ihsan etmiş, birbirine iktiran etmiş. Birbirine illet olamaz. Ben size teşekkür değil, belki sizi tebrik ediyorum. Siz de bana minnettarlığa bedel dua ve beni tebrik ediniz.”
Şualar-II, 338

Bediüzzaman Hazretleri nerede olursa olsun, telif ettiği eserler yanındaki katiplerce hızlıca yazılır, bu müsveddeler bilahire Isparta’da bulunan Hüsrev Efendi’ye gönderilir. Hüsrev Efendi de bunları bıkmadan usanmadan defaatle yazar, her bir nüshayı, her bir risaleyi ‘nur postacıları’ vasıtasıyla memleketin dört bir tarafına ulaştırırdı. Hüsrev Efendi’nin bu neşir faaliyeti, Bediüzzaman Hazretlerinin telif hizmetini tamamlamakla, Nur Risaleleri muhtaç gönüllere ulaşıyordu.

Fakat bu yakınlık ve iki nimetin bir arada bulunuşu, sadece hattatlıkla alakalı bir şey değildir. Çünki, Bediüzzaman Hazretlerinin etrafında hattatlıkta çok mesafe kat etmiş insanlar bulunmaktadır. Aşağıda da bahsedileceği üzere, Hüsrev Efendi bilahire o hattatların hepsine tefevvuk eylemesi ve onlardan on derece geçmesi ve onların da bunu tasdiki gösteriyor ki; mesele hattatlık değil, belki Hüsrev Efendi’nin kalemine kuvvet veren ihlası, samimiyeti, fedakarlığı ve Bediüzzaman Hazretlerinin “ben bir talebe arıyordum, O sen olsan gerek” demesi mucibince, üstadıyla aralarındaki manevi irtibattır.

Yarı ümmi (yazısı zayıf) olan Bediüzzaman Hazretleri,

“Risale-i Nur'a intisab eden bir zatın en ehemmiyetli vazifesi, onu yazmak ve yazdırmaktır...”
Kastamomu Lahikası, 19

ve

“...Risale-i Nur zındıkaya karşı hakaik-i imaniyeyi muhafazaya çalışması gibi, bid'ata karşı da huruf ve hatt-ı Kur'an'ı muhafaza etmek bir vazifesi iken...”
Kastamomu Lahikası, 77

diyerek nazarları hatt-ı Kur’an üzerine çekmiştir.

Hatta esas itibariyle hatt-ı Kur’andan bahseden on sekizinci Lem’a isminde bir risale neşretmesi, Risale-i Nur için yazının ne kadar mühim olduğunu ifade etmekte, ve Hüsrev Efendiyi yazı meselesinin merkezine oturtmasıyla, Onun kaleminin Risale-i Nur hizmetinde, ne kadar ehemmiyetli olduğunu göstermektedir. [Onsekizinci Lem’a; Hazret-i Ali(ra)’ın Peygamber Efendimizden(asm) aldığı dersle yazdığı, asrımızdaki Kur’anın hakikatlerine taarruz edilmesi ve temel taşı olan harflerinin tebdiline işaret buyurduğu, Kur’an harflerinin muhafazasını ders verdiği ve muhafaza edenleri alkışladığı “Ercüze” isimli eserinin, şerhi hükmündedir.]

Bediüzzaman Hazretleri, Hüsrev Efendi’nin kaleminden çok defalar bahsetmekte, hatta kaleminin Risale-i Nur noktasında öyle yüksek bir dereceye geldiğini ifade etmektedir ki; onun kaleminden

“Hüsrev kerametli kalemiyle...”
Barla Lahikası, 336
“Kur’anın altun bir anahtarı olan kalem-i Hüsrevî...”
Kastamonu Lahikası, 6
“Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyanın ve Risale-i Nurun hazinelerinin kerametli ve yaldızlı bir anahtarı olan kalem-i Hüsrevî...”
Kastamomu Lahikası, 84

diyerek bahsetmektedir.

O Risale-i Nurun hayatına girdikçe, Risale-i Nur da onun hayatına giriyordu. Artık O, “gül fabrikası gülistanlarını ve merhum bedevi bülbüllerini konuşturan” (Kastamomu Lahikası, 258) bir Hüsrev’di. Üstadının

“Risale-i Nurun hakiki şakirdleri, hizmet-i imaniyeyi her şeyin fevkinde görür, kutbiyet de verilse ihlas için hizmetkarlığı tercih eder.”
Kastamomu Lahikası, 251

sözüne emirber bir nefer edasıyla, daha ilk karşılaşmalarından itibaren ‘sadakte ve bilhakkı natakte’ diyerek, oldukça kabarık olan mal varlıklarının kendi hissesine düşenini satıp, hizmeti için harcamıştı.

Hüsrev Efendi, maddi ağırlıklarını hizmetinin hizmetçisi yaptığı gibi, elinde kalan tek ve en büyük sermayesi olan hayatını da Allah’ın rızasını kazanmak yolunda, üstadının ve hizmetinin eline vermiştir. “Gül nur kahramanı” Hüsrev Efendi sarsılmaz bir metanet, kırılmaz bir şevk ve yorulmaz bir bedenle yazmış, yazmış ve yazmıştır. Kur’anın hakikatlerini her yere ulaştırmıştır.

Dünyaya kendisini bağlayacak ağırlıklarından kurtulduğu gibi, nefis ve enaniyetini de bir köşeye koyabilmiş,

“Yazdığı Kur’anı fotoğrafla tab’ını kabul etmeyerek, binler cazibedar Kur’anlar kendi hattı ile alem-i İslam’da intişarıyla, kutbiyet derecesinde bir mertebe-i ulviyeyi ve yüksek bir şeref-i imtiyazı bırakıp, Risale-i Nur dairesindeki sırr-ı ihlası muhafaza ve hazz-ı nefisden teberri etmiştir.”
Kastamomu Lahikası, 261

Allah için, üstadına ayine ve hizmet eri olmanın dışında hiçbir şey yapmamıştır.

O, sadece Allah ve Allah’ın dinine Risale-i Nurla hizmet etmek için vardır dünyada. Her şeyini vakfetmiştir. Bir süvari edasıyla kullandığı kalemi, maddeye mukabil maneviyatı ve gönülleri fethe başlamış

“Hüsrev’in tevafuklu yazıları, hususen yaldızlı Mucizat-ı Ahmediye (asm) nüshası ... buralarda tatlı, hem çok fütühatı var. İnşallah o mübarek kalemlerin daha çok fütühatı olacak.”
Kastamomu Lahikası, 16

duası mucibince, bütün Anadolu’yu fethetmiş ve bütün Anadolu’da “gül-i Muhammedî (asm) bahçesini yetiştirmiştir.” (Kastamomu Lahikası, 85) “Risale-i Nur Kur’anın bir mucize-i manevisi olduğu gibi, Hüsrev’in kalemi de, Risale-i Nurun pek kuvvetli bir kerameti” (Kastamomu Lahikası, 85) olmuştur.

Kerameti, kalemiyle zahir Hüsrev Efendi, Bediüzzaman Hazretlerinin de ifadesiyle

“Peygamber (asm)’ın manevi elini, kaleminin vasıtasıyla öpmüş ve rıza-yı Nebeviye’ye mazhar olmuştur.”
(Şualar, 517)

Bediüzzaman Hazretleri, Hüsrev Efendi’ye Risale-i Nur noktasında olan itimadını

“Hüsrevin daima kerametli, isabetli ve çok yüksek fikri, her vakit Kur’an hizmetinde kıymettardır”
(Kastamomu Lahikası, 52-68)

“Hüsrev münasib görmediği kısmı ta’dil, tebdil, ıslah edebilir”
(Şualar, 596)

cümleleriyle dile getirerek, eserlerinin üzerinde Hüsrev Efendiye tasarruf yetkisi bile vermiş ve bu yetkiyi bir ikinci şahsa daha vermemiştir.

Hüsrev Efendi’nin Risale-i Nur için varlığının lüzumiyetini en iyi bilen Bediüzzaman Hazretleri, Hüsrev Efendi’ye karşı olacak davranışların ve takınılacak tavrın çerçevesini şu satırlarla çizmiştir.

Gizli düşmanlarımız iki plânı takib ediyorlar. Biri beni ihanetlerle çürütmek; ikincisi, mabeynimize bir soğukluk vermektir. Başta Hüsrev aleyhinde bir tenkid ve itiraz ve gücenmek ile bizi birbirimizden ayırmaktır. Ben size ilân ederim ki; Hüsrev'in bin kusuru olsa ben onun aleyhinde bulunmaktan korkarım. Çünki şimdi onun aleyhinde bulunmak, doğrudan doğruya Risale-i Nur aleyhinde ve benim aleyhimde ve bizi perişan edenlerin lehinde bir azîm hıyanettir.”
(Şualar, 540)

Risale-i Nur gibi manevi tiryaklar, ilaçlar hazinesi bir eserin ve müellifinin hizmetinde sabrı, şevki ve mahviyetiyle mühim bir yer tutan Hüsrev Efendi hakkında Bediüzzaman Hazretleri, son nokta olarak şu ifadelerini serd etmiştir. Söz Bediüzzaman Hazretlerinin:

“Hüsrev gibi bir nur kahramanından, benim yerimde ve Nur’un şahs-ı manevisinin çok ehemmiyetli bir mümessili olmasından hiçbir cihetle gücenmemek elzemdir(gayet lüzumludur).”
(Şualar, 527)

Bediüzzaman Hazretlerinin ‘benim yerimde’ tabirinden de anlaşılacağı üzere, zaten “çoktandır aradığı hayr-ül halef’ine” bu şekilde işaret etmektedir.

Bana hizmet eden Ali geldi, dedi: Ben rüyamda gördüm ki, sen Hüsrev’le beraber Peygamber (a.s.m)’ nin elini öptün. Birden bir mektup aldım ki, Hüsrev’in hattıyla yazılan Asa-yı Musa Mecmuasını Kabr-i Muhammedî (a.s.m) üzerinde hacılar görmüşler. Demek benim bedelime Peygamber (a.s.m)’ın manevî elini, Hüsrev kaleminin vasıtasıyla öpmüş ve Rıza-yı Nebeviyeye mazhar olmuş.
(Şualar, 517)
HER ŞEY ÇOK AMA ŞÜKÜR YOK

Çevrimdışı كنج مسلمان

  • WebMaster
  • *
  • İleti: 6032
  • Karma: +139/-9
  • Site emanetçisi
    • www.nurunyolcusu.com
Ynt: *** Kur’an hattını muhafaza hizmeti ***
« Yanıtla #6 : 30 Temmuz 2008, 20:42:23 »
 ::razi::

Çevrimdışı Edirne

  • *
  • İleti: 1182
  • Karma: +21/-7
Ynt: *** Kur’an hattını muhafaza hizmeti ***
« Yanıtla #7 : 31 Temmuz 2008, 13:34:32 »
Allah razı olsun güzel  bir paylaşım emeklerinize sağlık... ::gul::

Çevrimdışı Bad-ı Saba

  • *
  • İleti: 392
  • Karma: +8/-0
  • Şairler_de Mazur
Ynt: *** Kur’an hattını muhafaza hizmeti ***
« Yanıtla #8 : 31 Temmuz 2008, 13:41:02 »
::razi::
Ruh-u beşer için en haLiS sürur ve KaLb-i inSan içiN eN sAfi seVinç o MuhabbetuLLah içindeki Lezzet-i ruhaniyedir...

Çevrimdışı ملا خسرو

  • WebMaster
  • *
  • İleti: 2052
  • Karma: +60/-4
  • İnadına Saracağız !!!
Ynt: *** Kur’an hattını muhafaza hizmeti ***
« Yanıtla #9 : 31 Temmuz 2008, 14:08:59 »
maşallah barekallah  ::razi:: ::alkis:: ::razi:: ::gul::

Çevrimdışı muhabbetullah

  • *
  • İleti: 17
  • Karma: +0/-0
Ynt: *** Kur’an hattını muhafaza hizmeti ***
« Yanıtla #10 : 09 Ağustos 2008, 18:13:00 »
yazı meslesi çok kıymetli ve mühim bi mevzu.rabbim hakiki risalei nur talebesi olup iman ile göçmeemizi nasip etsin cümlemize. ::razi:: güzel bi paylaşım olmuş
en gür seda islamın olacaktır

Çevrimdışı كنج مسلمان

  • WebMaster
  • *
  • İleti: 6032
  • Karma: +139/-9
  • Site emanetçisi
    • www.nurunyolcusu.com
Ynt: *** Kur’an hattını muhafaza hizmeti ***
« Yanıtla #11 : 10 Ağustos 2008, 17:09:41 »
 :aminn: :aminn: :aminn:

Çevrimdışı ملا خسرو

  • WebMaster
  • *
  • İleti: 2052
  • Karma: +60/-4
  • İnadına Saracağız !!!
Ynt: *** Kur’an hattını muhafaza hizmeti ***
« Yanıtla #12 : 11 Ağustos 2008, 10:00:50 »
 :aminn: :inşAllah:

Çevrimdışı orhan

  • *
  • İleti: 44
  • Karma: +0/-0
Ynt: *** Kur’an hattını muhafaza hizmeti ***
« Yanıtla #13 : 06 Kasım 2008, 23:36:43 »
::razi::okunası bu yazıların çoğunu okumuştum
“Mahşerde ulemâ-yı hakîkatin sarf ettikleri mürekkeb, şehîdlerin kanıyla muvâzene edilir; o kıymette olur.”
 baksanıza bu şkelide olayları tasavvur etmek meseleleri bilmek yapmamak çok tuhaf olsa gerek bende bu tuhaflıklardan yeni kurtulmuş biri olarak

sizlerden ce öncülerinizden rabbim ebeden razı ve mutmain olsun inşaallah

selametle kardeşler

Çevrimdışı ملا خسرو

  • WebMaster
  • *
  • İleti: 2052
  • Karma: +60/-4
  • İnadına Saracağız !!!
Ynt: *** Kur’an hattını muhafaza hizmeti ***
« Yanıtla #14 : 06 Kasım 2008, 23:43:59 »
 ::razi:: ::gul::

NurunYolcusu.com İrfan Medya Projelerini Destekler

Seo4Smf Tagleri:

GoogleTagged - Etiketler