Gönderen Konu: İnsan ve Değişim/Bireysel ve Toplumsal  (Okunma sayısı 617 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

muhammediDuruş

  • Ziyaretçi
İnsan ve Değişim/Bireysel ve Toplumsal
« : 05 Ocak 2010, 11:18:24 »

NurunYolcusu.com İrfan Medya Projelerini Destekler

      “Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah onlarda bulunanı değiştirmez. Allah bir topluma kötülük diledi mi, artık onun için geri çevrilme diye bir şey yoktur. Onların Allah’tan başka yardımcıları da yoktur.” (RaD Suresi/11)

Ayette sözü edilen değişim, takva lehine de, fücur lehine de olabilir.

       “Allah bir topluma bahşettiği nimeti, o toplum kendi gidişini değiştirmedikçe, asla değiştirip elinden almaz ve bilin ki, Allah her şeyi işiten ve her şeyi bilendir”
(Enfal suresi/53)


Yüce Allah, kulda bir kıpırdama ve değişim emaresi olmadan, direkt müdahil olarak aleyhte ya da lehte bir değişim yaşatmaz.

Bu iki Ayet Işığında Değişimin İki Yönü:

     * Her iki ayet bizlere bireysel ve toplumsal değişimin yasasını, kanununu anlatmaktadır. Sözü edilen yasalar, değişmeyen birer sünnetullahtır. 

      *Konumuz ile alakalı ayetler, insanlar için zahiri ve batini hayat kanunlarını hatırlatıyor ki bu ayetler hiçbir zaman değişmez. Örneğin, insanlar birbirlerine zulüm ile muamelede bulunurlarsa, Allah da onların başına zalim idareciler verir. Yahut birbirlerine ikiyüzlü tavırlarla yaklaşırlarsa, başlarına riyakâr idareciler verir. Nitekim her iki sebep ve neticeye de toplum olarak şahit olduk.
 
      *Rabbimizin yarattığı âlemler için sebep-sonuç ilkesi, sünnetullah olarak açıklanmaktadır. Sünnetullah ise değişmez. Sözgelimi doymak için yemek yemek gerekli sebeptir. Yemek yiyen doyar, fakat doyuran Allah’tır. Aynı durum, eğitim serüveninde de kendini gösterir. Sebeplerine riayet edilen bir eğitim çalışması, neticede ürün ve meyve toplanabilir bir tablo ortaya çıkaracaktır.
 
      *Kur’an’da bireysel ve toplumsal değimle zincir halkası gibi iç içedir. Birinin değişimi, diğerinin değişmesine bağlıdır. Mesela; Günümüzde topluma hâkim olan korkutucu çehre mevzuunda, bireyler toplumu yargılar ve suçlarken, kendilerini yargılamamakta ve suçlu görmemektedirler. Hâlbuki toplumun değişmesi de, müsbet halini muhafaza etmesi de, ancak bireylerin kendi üzerlerine düşen vazifeleri yerine getirmeleriyle mümkündür.

       *Biz kendimizdeki yanlış ve kötü olan şeyleri değiştirmeye niyet eder ve gereğini yapmaya başlarsak, Allah da zaafımızı kuvvete, zilletimizi izzete, yoksulluğumuzu zenginliğe dönüştürerek yardım edecektir.
Niyet etmek ve gereğini yapmak, değişim için insanın sırayla atması gereken iki adımdır.

“Çalışmalarınızla elde edemediğiniz nice hizmetlere niyetlerinizle kavuşacaksınız.” (Kitabu’z-zühd, Ahmed ibn Hanbel)
“Bize yakışan hata ve isyan, sana yakışan atâ ve ihsan. Biz bize düşeni yapıyoruz, Sen de Sana yakışanı yap ya Rabbi!” Hz. Mevlâna

       *Görülüyor ki Allah’ın yasaları toplumun davranışlarına göre kendini gösterir. Allah’ın yasaları iyiye yönelenlere o yönde yardımcı olurken, kötüye yönelenlere bu açıdan tecelli edip, onların da bozulmalarına yardımcı olur.


        Kur’an, nice milletleri yükseltir, nice milletleri ise yerin dibine geçirir. Moğol askerleri milyonlarca müslümanın kafalarından kuleler oluşturmuştu. Allah insanlara nimetler ve imkânlar verir, fakat bunların kullanımı hususunda direkt müdahale etmeyip, değişimin birbirini izleyerek tedricen yayılmasını öngörür.
Konuyu Paylaş:
  digg  facebook  twitter  google  google

muhammediDuruş

  • Ziyaretçi
Ynt: İnsan ve Değişim/Bireysel ve Toplumsal
« Yanıtla #1 : 05 Ocak 2010, 11:19:38 »
 


Allah’ın insanlara verdiği nimetin değişmesini, yani değişimi doğru anlamak için, önce nimetin ne olduğunu anlamaya çalışalım.

İlgili ayetlerin verdiği mesajdaki nimeti özet olarak iki şekilde anlayabiliriz. (İlgili ayetler; Ra’d, 11, Enfal, 53)

- Bunların birincisi bir toplumun sürü olarak yaşamaktan kurtulup devlet haline gelmesidir ki, bu durum için ‘dünya nimetlerinin başıdır’ dense yanlış olmaz. Toprak-vatan sahibi olma, bağımsızlık, kendini idare etme seviyesine ulaşmak gibi nailiyetler, azımsanacak türden nimetler değildirler.

     
Peygamber (s.a.v)’in dört özelliği:
1-   Devlet reisliği
2-   Komutanlık
3-   Ticari önderlik
4-   Aile reisliği

Peygamber (s.s.v), şöyle buyurmuştur: “Bundan sonra Arabistan’da iki din yoktur. Tek din vardır, o da Allah’ın dinidir.”

Bu en büyük nimetin temelini oluşturan devlet, aksesuar olmamalıdır. Örneğin asr-ı saadette, devletin bütçesi dinar ve dirhemle oluşturulmuştur. İşlevini sağlıklı sürdürebilmesi için devlet mekanizmasının ayakta tutulması çok önemlidir. Devletin başlıca görevi; mal, can, din, nesil ve akıl emniyetini muhafaza ederek, bu beş temel emniyet için uygun zemin oluşturmasıdır.
 

- İkinci nimet ise ekonomik güçtür. Veren el olarak tarifi yapılan ümmet, bu gün elini fırsat bulduğu her tarafa açmaya çalışıyorsa, bunun sebebini iyi anlamak gerekir. Peygamber (s.a.v), ahir zamanda insanların din ve dünyalarının ayakta tutulabilmesi için, dinar ve dirhemin önemine şu sözleriyle dikkat çekmiştir: “Ahir zamanda dininizi ve dünyanızı ancak dinar (altın) ve dirhemle (gümüş) ayakta tutabileceksiniz” Buna bianen, ekonomik güç sahibi olmak, göz ardı edilebilir bir durum olmayıp, son derece önemlidir. ‘Müslümana bir hırka bir ekmek yeter’ mantığı, bu nimetin elde edilmesinin önüne geçmektedir. Duha suresi sekizinci ayette, “Sen fakir ve muhtaç bir halde iken ticaret yollarını sana kolaylaştırmak suretiyle insanlara muhtaç olmaktan kurtarmadık mı (zenginleştirmedik mi)?” buyrulmaktadır. İslam aleminin maddi zenginliği elde edebilmesi, nefsin ve bu paralelde toplumun müsbet yönde değişmesine bağlı olarak husule gelecektir.

muhammediDuruş

  • Ziyaretçi
Ynt: İnsan ve Değişim/Bireysel ve Toplumsal
« Yanıtla #2 : 05 Ocak 2010, 21:03:45 »
Peki; nefis, şahsiyet, kişilik nasıl değişir?
     
Şems suresi 8-9-10. ayetlerin mealleri şöyledir:
      “Nefse bir takım kabiliyetler verip de, iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyana girmiştir.”

Nefis, içinde olduğu hale göre şu kısımlardan birine dahil olur:
       
 -Nefs-i emmare: Kötülüğü emreden nefis (Nefsin emirlerini, kendi istek ve arzuları olarak algılamak gerekir. Bu nefisle mücadele, ona muhalefetle olur. İnsan, önce kendinde gördüğü kötü özellik ve davranışları yazıp tesbit etmeli, (çok konuşmak, insanlara tepeden bakmak, ben merkezli olmak, hased gibi) sonra 40 gün boyunca bunları yapmamak için üstün bir çaba sarf etmelidir. Bu süre sonunda, nefs-i emmare’nin sahibine yaptırım gücü zayıflamış olacaktır.)
       
 -Nefs-i levvame: Kötülüğü kınayan, yaptığı yanlışı tenkid eden nefis [Bir hadis-i şerif’te şöyle buyrulur: “ Yaptığın iyiliklere seviniyor, kötülüklere üzülüyorsan, sen mü’minsin”
         
-Nefs-i mülhime: İç dünya-beyin ile ilham, işaret ve ilham alabilen nefis [İlham alacak denli yaptığı yanlışlardan rahatsızlık duyan nefis türüdür.
       
 -Nefs-i mutmaine: Rabbi ile iletişim kurabilen, itminana eren nefis
         
-Nefs-i raziye: Razı olan nefis
       
 -Nefs-i marziye: Kendisinden razı olunmuş nefis
       
  -Nefs-i kamile: Tezkiye netîcesinde arınmış, sâf, berrak, ulvî ve olgun nefis
       
 -Nefs-i zekiye: Nefs-i Sâfiye mertebesine, enbiyâ ve mürselînin dışında hiçbir kimse çıkamaz... O, peygamberlere mahsus bir makamdır.

       
 Tüm bu aşamalar geçildiğinde, ayette geçen ‘nefsini temizleyen felaha erdi’ ifadesinde işaret buyrulan makam tecelli edecektir. İlk emmare merhalesi geçildiğinde, diğerlerinde ilerlemek, nefis sahibi için daha kolaydır.
       


Rabbimiz, bir imtihan olarak insana fücur ve takvayı ilham etmiş, vermiştir. Takvayı fücura hâkim kılanlar kazananlardır. Facirliği muttakiliği üzerinde hâkim olansa, kaybedecektir. Buna göre insanın önünde iki seçenek bulunmaktadır: Fücuru takvaya, ya da takvayı fücura kurban etmek…
         
Sosyal değişim ipinin ucunu ellerinde alan batılı cahili güç odakları, gecelerini gündüzlerine katarak istedikleri değişimin yaşanabilmesi için çalışmaktadırlar.

Çevrimdışı طلبه لگه - طالب

  • *
  • İleti: 359
  • Karma: +4/-0
  • يَا مُكَوِّنُ يَاشَافىِ يَاطََبِيبُ يَام
Ynt: İnsan ve Değişim/Bireysel ve Toplumsal
« Yanıtla #3 : 05 Ocak 2010, 21:46:11 »
 ::razi:: allah derece derece rızasına varmayı  nasib etsin cümlemize inşallah

 :bsm:
1. Andolsun kuşluk vaktine  وَالضُّحَىٰ
2. Ve sükuna erdiğinde geceye ki,  وَاللَّيْلِ إِذَا سَجَىٰ
3. Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı. * مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَىٰ
4. Gerçekten senin için ahiret dünyadan daha hayırlıdır. وَلَلْآخِرَةُ خَيْرٌ لَكَ مِنَ الْأُولَىٰ
5. Pek yakında Rabbin sana verecek de hoşnut olacaksın. وَلَسَوْفَ يُعْطِيكَ رَبُّكَ فَتَرْضَىٰ

muhammediDuruş

  • Ziyaretçi
Ynt: İnsan ve Değişim/Bireysel ve Toplumsal
« Yanıtla #4 : 06 Ocak 2010, 21:51:49 »

İnsanı Bir Ham Madde Olarak Ele Almak

   İbrahim, 34: “Ve size kendisinden isteyebileceğiniz her türlü şeyden bir kısmını veren de O’dur. Öyle ki, Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız. Yine de insanoğlu, yaratılış gayesi dışında yaşamakta pek ısrarlı ve ger-çekleri örtbas etmekte de pek inatçıdır.

  Kehf,  54: “Andolsun ki biz, bu Kur’ân’da insanlara her çeşit örneği, tekrar tekrar açıkça anlatmaktayız. Ama insan tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür.”

    İsra, 67: “Denizde bir tehlikeyle karşılaştığınız zaman, O’ndan başka bütün yalvarıp yakardığınız şeyler, sizi yüzüstü bırakarak yok olup giderler, ancak O kalır. Sizi kurtarıp, sağ salim karaya çıkarınca, hemen yüz çevirip unutuverirsiniz O’nu. Çünkü insanoğlu gerçekten nankördür.”

    Alak, 6: “Okumamaktan sakın. Gerçek şu ki insan muhakkak azıtıp sapıtır”

    İsra, 100: “De ki: Rabbimin rahmet hazineleri elinizde olsaydı, harcayıp tükenmesinden korkar da, sımsıkı tutardınız. Çünkü insan çok cimridir.”

   Adiyat, 6: “Gerçekten insan Rabbine karşı çok nankördür.” 

   İsra, 11: “Hal böyleyken, insan yine de çoğu zaman iyilik için dua ettiği gibi, kötülük için de dua eder. Çünkü insan pek acelecidir.”

   Ahzab, 72: “Gerçek şu ki biz, akıl ve irade ile yerine getirilecek dini sorumluluk emanetini göklere, yere ve dağlara sunmuştuk; ama sorumluluğundan korktukları için, onu yüklenmeyi reddettiler. O emaneti insan üstlendi, zaten o, her zaman kendisine haksızlık etmeye yatkın bir yaratık olup, işlerin sonucu hususunda da, sağlam bilgiden yoksundur.”

   Asr, 2: “Allah’ın gösterdiği yolda yürümeyen insan mutlaka ziyandadır.”

   Mearic, 19: “Şüphe yok ki insan; hırslı ve aç gözlü yaratılmıştır.”

   Beled, 4: “Gerçekten biz insanı acı, sıkıntı ve imtihan ile yüklü bir hayat içerisinde yarattık.”

   Adiyat, 8: “Çünkü servet hırsına kapılmıştır ve pek de cimridir.”

   İnsanın;
   Acelecilik yönü teenni ile,
   Nankörlük yönü teşekkür ile,
   Zulüm yönü adalet ile,
   Cimrilik yönü cömertlik ile,
   Kabalık yönü nezaket ile,
   Riyakarlık yönü ihlas ile,
   Kibirlilik yönü mütevazılık ile eğitilir ve terbiye edilir.


    “Ey Salik! Musa ve Firavun olmak, senin varlığında mevcuttur. Bu iki hasmı kendinde aramak gerek.” Hz. Mevlana

    İnsan fıtrat itibariyle Musa da Firavun da olma eğilimlerine sahiptir, bu iki potansiyel de kendisinde gizlidir. Şu kadar var ki, ebeveynin firasetli tavır ve müdahaleleri ile Musalık yönü ortaya çıkarılabilir.

    Allah, her şeyi bir sebebe bağlamıştır. Kişinin ve toplumların değişmesi de, sebeplere riayet edilmediği müddetçe gerçekleşmeyecektir. Değişim, direkt olarak değişimden etkilenecek makam olan insan ve onun davranışlarıyla ilgilidir.

muhammediDuruş

  • Ziyaretçi
Ynt: İnsan ve Değişim/Bireysel ve Toplumsal
« Yanıtla #5 : 07 Ocak 2010, 22:57:31 »
 

Kabiliyetlerin Gelişmesi

   Kişinin yaşadığı dönem ve devrin şartları çok önem arz eder.
   Büyük insanları, devrin şartları yetiştirir.
   İmam-ı Rabbani ile Hasan el-Benna’nın devirleri, çok farklı şartlara sahipti.

Takva ikliminde ihlâs, samimiyet, cömertlik gibi erdemler ve ahlaklı kimseler yetişecektir.

Fücur ikliminde ise tembellik, yalan, iftira gibi zemmedilesi ahlaki zaaflar ve ahlaki seviyesi düşük kimseler husule gelecektir.


Bir insan, hangi devrin şartlarıyla yaşıyorsa, istidatı, kabiliyeti o devre göre inkişaf eder, gelişir.

Değişim, Kur’an’da üç ana başlıkta ele alınır:
1-Yaratılışta Değişim: İnkâr götürmeyen, herkesin kabul edeceği değişimdir.
2-Sosyal Değişim: Sosyal kimliği ilgilendiren, kolektif ve toplumsal bir değişimdir.
3-Benliğimizde, nefsimizde olması gerektiğine inandığımız değişim: Ra’d 11, Enfal, 53
Sansürlü bir değişim, toplumun şahsiyetini bozmaz ve zedelemez. (Şems, 8-9-10)
       
 Salih ameli haramlara hâkim kılan bu imtihanı kazanırken, günahları amel-i salihlere hâkim kılan kaybeder.

4- Bu imtihanda başarılı olmak için, insanın aklını ve kabiliyetlerini kullanması gerekiyor. Bu da düşünebilmesine bağlıdır.
       Aklı kullanmak, düşünmekle mümkündür. Değişmek için ilk adım, düşünmektir.

5- Kur’an-ı Kerim, aklını kullanmayan yani düşünmeyenleri murdar olarak ilan eder. “Allah, aklını kullanmayanları murdar kılar.” Yunus, 100
        İşte bu neticeyi yaşamamak için, düşünmek gelişmek isteyen her insan nezdinde vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Dinimiz de düşünmeyi büyük bir ibadet olarak nitelemiş, hatta bir saatlik tefekkürü, 60 yıllık nafile ibadete denk saymıştır.

6- Fücuru öne çıkarmak demek, imandan imansızlığa doğru kaymak demektir. Bu kayış, insan şahsiyetinde çok büyük bir değişimi gösterir ki, bu değişim menfi bir değişimdir. İşte acı son:

“Allah, inanmayanlara murdarlık verir.” (En’am, 125)

7-   Görülüyor ki, her iki ayette, aklını ve inanç duygusunu işletmeyen insanlar, menfi yönden büyük bir değişime maruz kalmaktadır.

8-   Bir insan, nefsini, kişiliğini Hakk’a değil de, Hakk’ı nefsine tabi kılmak isterse, bu sefer de toplumu değil, kâinatı temelden sarsacak bir değişime ilk adımı atmış olur.   
         
  “Eğer Hakk, onların hevasına (kötü arzularına) uysaydı, mutlaka gökler ve yer ile bunlarda bulunanlar bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şan ve şeref getirdik. Fakat onlar, kendi şereflerine sırt çevirdiler.” (Mü’minun, 71)
         

NurunYolcusu.com İrfan Medya Projelerini Destekler

Seo4Smf Tagleri:

GoogleTagged - Etiketler