Kabiliyetlerin Gelişmesi
Kişinin yaşadığı dönem ve devrin şartları çok önem arz eder.
Büyük insanları, devrin şartları yetiştirir.
İmam-ı Rabbani ile Hasan el-Benna’nın devirleri, çok farklı şartlara sahipti.
Takva ikliminde ihlâs, samimiyet, cömertlik gibi erdemler ve ahlaklı kimseler yetişecektir.
Fücur ikliminde ise tembellik, yalan, iftira gibi zemmedilesi ahlaki zaaflar ve ahlaki seviyesi düşük kimseler husule gelecektir.
Bir insan, hangi devrin şartlarıyla yaşıyorsa, istidatı, kabiliyeti o devre göre inkişaf eder, gelişir.
Değişim, Kur’an’da üç ana başlıkta ele alınır:
1-Yaratılışta Değişim: İnkâr götürmeyen, herkesin kabul edeceği değişimdir.
2-Sosyal Değişim: Sosyal kimliği ilgilendiren, kolektif ve toplumsal bir değişimdir.
3-Benliğimizde, nefsimizde olması gerektiğine inandığımız değişim: Ra’d 11, Enfal, 53
Sansürlü bir değişim, toplumun şahsiyetini bozmaz ve zedelemez. (Şems, 8-9-10)
Salih ameli haramlara hâkim kılan bu imtihanı kazanırken, günahları amel-i salihlere hâkim kılan kaybeder.
4- Bu imtihanda başarılı olmak için, insanın aklını ve kabiliyetlerini kullanması gerekiyor. Bu da düşünebilmesine bağlıdır.
Aklı kullanmak, düşünmekle mümkündür. Değişmek için ilk adım, düşünmektir.
5- Kur’an-ı Kerim, aklını kullanmayan yani düşünmeyenleri murdar olarak ilan eder. “Allah, aklını kullanmayanları murdar kılar.” Yunus, 100
İşte bu neticeyi yaşamamak için, düşünmek gelişmek isteyen her insan nezdinde vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Dinimiz de düşünmeyi büyük bir ibadet olarak nitelemiş, hatta bir saatlik tefekkürü, 60 yıllık nafile ibadete denk saymıştır.
6- Fücuru öne çıkarmak demek, imandan imansızlığa doğru kaymak demektir. Bu kayış, insan şahsiyetinde çok büyük bir değişimi gösterir ki, bu değişim menfi bir değişimdir. İşte acı son:
“Allah, inanmayanlara murdarlık verir.” (En’am, 125)
7- Görülüyor ki, her iki ayette, aklını ve inanç duygusunu işletmeyen insanlar, menfi yönden büyük bir değişime maruz kalmaktadır.
8- Bir insan, nefsini, kişiliğini Hakk’a değil de, Hakk’ı nefsine tabi kılmak isterse, bu sefer de toplumu değil, kâinatı temelden sarsacak bir değişime ilk adımı atmış olur.
“Eğer Hakk, onların hevasına (kötü arzularına) uysaydı, mutlaka gökler ve yer ile bunlarda bulunanlar bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şan ve şeref getirdik. Fakat onlar, kendi şereflerine sırt çevirdiler.” (Mü’minun, 71)