HUSREV EFENDİ’NİN MÜCEDDİDLİK VAZÎFESİNDEKİ YERİ
“Husrev münâsip görmediği kısmı ta’dil, tebdil, ıslah edebilir.” diyerek hiçbir talebesine vermediği bir selâhiyeti, eserlerine müdahale etme selâhiyetini Husrev Efendi’ye veren Bediüzzaman Hazretleri, onun neşir hizmetindeki hâyâtî mevkiini Emirdağ’da zehirlendiği zaman kendi bedeline ölmek isteyen Husrev Efendi’ye verdiği şu cevapla bir kez daha gösterdi ve istikbâle mâtuf mühim de bir işâret verdi: “Risâle-i Nûr’un kahramanı Husrev, benim bedelime ölmek ve benim yerimde hasta olmak samimî ve ciddî istiyor. Ben de derim: Te’lîf zamanı değil, şimdi neşir zamanıdır. Senin yazın, benim yazımdan ne derece ziyade ve neşre faideli ise, hayatın dahi hizmet-i Nûriyede benim bu azablı hayatımdan o derece faidelidir. Eğer benim elimden gelseydi, hayatımdan ve sıhhatimden size memnûniyetle verirdim.”
BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ’NİN HAYRU’L-HALEFİ
Sâir talebelerini devamlı Husrev Efendi’yi ölçü alarak ‘Kastamonu’nun Husrevi’, ‘Denizli’nin Husrevi’, ‘ikinci bir Husrev’, ‘küçük Husrev’, ‘küçücük bir Husrev’ ifâdeleriyle tavsîf eden Bediüzzaman Hazretleri onun manevî makamına ve hizmetlerine devamlı sûrette işâret etmiş ve talebelerini de ona hürmete davet etmiştir. Hazret-i Üstad, Husrev Efendi’nin Risâle-i Nûr hizmetindeki mevkiini ve Bediüzzaman Hazretleri ve talebeleri nezdindeki mümtaz makamını gören ve bu hâli sarsmak için dessas planlar tertip eden karanlık mihrakların oyunlarına gelinmemesi için talebelerini şöyle îkaz etmiştir: “Gizli düşmanlarımız iki plânı takib ediyorlar. birisi beni ihanetlerle çürütmek ikincisi mabeynimize bir soğukluk vermektir. Başta Husrev aleyhinde bir tenkid ve itiraz ve gücenmek ile bizi birbirimizden ayırmaktır. Ben size ilân ederim ki: Husrev’in bin kusuru olsa, ben onun aleyhinde bulunmaktan korkarım. Çünki, şimdi onun aleyhinde bulunmak doğrudan doğruya Risâle-i Nûr aleyhinde ve benim aleyhimde ve bizi perişan edenlerin lehinde bir azîm hıyanettir...” Kezâ Hazret-i Üstad, Husrev Efendi’nin mümessili olduğu Medresetü’z-Zehrâ erkânlarını hiçbir sûrette tenkid etmemek gerektiğini şöyle ifâde etmiştir: “Bilhassa Medreset-üz Zehra erkânlarının, hususan Husrev’in bu vatan ve millet ve âlem-i İslâm’a hizmet-i imaniyeleri ve tahribçi dinsizlerin desiselerine sed çekmeleri o kadar büyük bir hasenedir ki, farz-ı muhal binler seyyie olsa afvettirir. Öyle ise, başta Husrev olarak o erkânların hiçbir hareketini tenkid etmemek ve kemal-i ihlas ve samimiyet ile onlara tesânüd ve tam kardeş olmak lâzımdır.”
Husrev Efendi’yi dahîlî ve hâricî fitne ve tehlikelere karşı manevî bir zırh içerisine alan Bediüzzaman Hazretleri talebelerinden ona hürmet etmelerini, onu da ziyâret etmelerini ve ona hizmetteki bu mümtâz mevkiinden dolayı gücenmemelerini istemiştir. Bediüzzaman Hazretleri’nin şu ifâdeleri ise hem talebelerine bu meyanda îkâz hem de vasiyet hükmündedir: “Husrev gibi bir Nûr kahramanından benim yerimde ve Nûr’un şahs-ı manevîsinin çok ehemmiyetli bir mümessili olmasından hiç bir cihetle gücenmemek elzemdir.”
Bu konuda pek çok şâhit ve delil mevcuttur. Mevzuyu teyid eden câlib-i dikkat pek çok hâtıradan sadece birisini burada nakledelim: Hazret-i Üstâd’ın talebelerinden Abdurrahman Cerrahoğlu’nu (1917-2004) vefatından kısa bir süre önce ziyaret ettim ve çok önceleri anlattığı ve sesli kayıt altına aldığı hatıralarını bizzat kendisinden dinleme fırsatı buldum. “Üstad Hazretlerini tanıdıktan sonra hayatım boyunca o ezeli, ebedi varlığı hep hisseder oldum.” Diyen merhum Cerrahoğlu’nun Bedîüzzaman Hazretleri ve Husrev Efendi ile tanışması rüya ile olmuş. Ardından önce Husrev Efendi’yi, sonra Bedîüzzaman Hazretleri’ni ziyaret etmiş; hatırasını kendi dilinden okuyalım:
“Önce Isparta’ya gittim. Husrev Ağabeyle tanıştım. Onu, önündeki rahlede yazı yazarken buldum. Bitmez, tükenmez azimle çalışıyordu. Rengi bembeyaz olmuş zayıf bir bünyesi vardı. Fakat o haliyle bir iman kalesi olduğunu her hali ve konuşması ile belli oluyordu. Aradan kısa bir zaman sonra Emirdağ’a Üstad Hazretlerini ziyarete gittim. Emirdağlı Mehmet Çalışkan Ağabey vasıtasıyla Üstad Hazretlerinden müsâade alındı. Üstadın mütevazı odasına girdik. Yanımda İstanbul’dan hemşehrim Osman Göroğlu vardı. Ellerinden öptük. Bana: ‘Husrev’e gittin mi?’ diye sordular. Evvela, Husrev Ağabeyi ziyaret ettiğimi söyledim. İyi yaptın, Husrev’e kırk canım olsa, fedâ olsun’ dediler.”
Hiç şüphesiz Risâle-i Nûrlar Bediüzzaman Hazretleri’nin hem en büyük mirâsı hem de en büyük vasiyetidir. Risâle-i Nûrlar tedkik edildiğinde Ahmed Husrev Altınbaşak Hazretleri’nin Risâle-i Nûr hizmetindeki mevkii gayet âşkâr ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte Hazret-i Üstâd’ın sırr-ı ihlâsa ve rızâ-yı nebevîye tam mazhar olduğunu müjdelediği Husrev Efendi’nin Risâle-i Nûr hizmetindeki mevkiini şifâhî ve resmî kaynaklar da te’yîd etmektedir.
Husrev Efendi’yi tanımadan önce kendisine bir ‘hayru’l-halef’ aradığını söyleyen Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Husrev Efendi’yi gerek yazılı vesikalarla gerekse şifâhî ifadeleriyle ‘hayru’l-halef’ ilân etmiş ve bu ilânını vefâtından kısa bir süre önce Husrev Efendi’ye söylerken “Hak böyle ister Husrev!” demişti.
HUSREV EFENDİ, BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ’NİN MANEVÎ MÎRÂSINI İSTİKBÂLE TAŞIDI
Husrev Efendi’nin Hazret-i Üstâdın ve Nûr Talebeleri’nin teveccühleri karşısında Üstâdına ve da’vâ arkadaşlarına karşı hürmetkâr ve ihlâslı tavrı hiç değişmedi. Onun Hazret-i Üstâd’a yazdığı mektupları hem Risâle-i Nûr’un kıymetinin ifâde edildiği veciz rağbetnâmeler, hem talebelerin Üstadlarına ve Risâle-i Nûr’a nasıl bir tavr-ı hürmet içerisinde olması gerektiğini gösteren âdâbnâmeler, hem de Kur’ân’ın sâhilsiz ummânından coşkuyla akan Nûr Risâlelerinin beşer rûhundaki te’sîrâtına şehâdet eden ihlâsnâmeler hükmündedir. O devamlı, “Kur’ân-ı Azîm-ül Bürhan’ın bahr-i ummanında medfûn defineleri, Risalet-ün Nûr ve Mektubat-ün Nûr ile meydana çıkarmıştır” diye tavsîf ettiği Hazret-i Üstâd’a karşı sâir nûr talebelerine de örnek olacak yüksek bir tavr-ı hürmet ve hadsiz bir minnettarlık içerisinde idi. Hazret-i Üstâdı şu mısralarla tavsîf etmişti: “Bu günde, Mele-i Âlânın Arzda medâr-ı süruru./ Bu günde, sekene-i Arzın Mele-i Âlâda medar-ı iftiharı./ Bu günde, Habibullâhın medar-ı nazarı. /Bu günde, Müslümanlığın sertâcı.”
Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin vefâtından sonra Hazet-i Üstâd’ın ve Risâle-i Nûr’un çizgisinden hiç şaşmadan, Üstâdının manevî mirasını tahrip ve tahrif etmeden hizmetine devam etmiş ve hem kendi yerine hem de Hazret-i Üstâdın yerine muvaffâkiyetli hizmetler îfâ etmiştir. Böylelikle Risâle-i Nûr’un neşriyle Anadolu’ya sökülüp atılmayacak bir sûrette yerleşmesini te’mîn etmiş, aynı zamanda, Hazret-i Üstad’dan tevârüs ettiği nûrânî hizmetini hiç bir manevî kire bulaştırmadan, siyâsî fitnelere âlet olup lekedâr etmeden; Hazret-i Üstâd’ın te’sîs ettiği Risâle-i Nûr hizmetinin özünden, rûhundan, künhünden katiyyen uzaklaşmadan, bid’alara taraftar olup bid’akâr mihraklara en ufak bir taviz vermeden istikbâle nakletmiştir. Bu cihetle olsa gerek ki Hazret-i Üstad onun için seneler önce “Türk milletinin mânevî büyük bir kahramanı ve bu vatanın bir halâskârıdır ve Türk milleti onun ile iftihar edecek bir hâlis fedakârıdır.” demiştir.
H. Sabri ÇOŞKUN