
Risale-i Nur, meşruiyet şartları dairesindeki hürmeti, ehemmiyetli bir se¬ciye ve esas olarak nazara verir.
Hürmet: Müslüman bir cemiyette küçüklerin bü¬yük¬lere yaş veya diyanet, ilim, hamiyet, fedakârlık, di¬rayet gibi faziletler iti¬bariyle kendinden üstün olana karşı, kalbde du¬yulan his ve bu hissin neticesi olarak da o şahsa karşı tavır ve hareketlerinde ğösterilen edebli davranış diye tarif edile¬bilir.
Evet hürmet, bir kimsenin şahsında bulunan İslâmî ah¬lâk, fazilet ve mezi¬yetlerinden dolayı o zâta karşı kalbde du¬yulan bir his ve bu hissin fiilî tezahürü olduğuna binaen hürmet edenin de, hürmet etmesinin sebebi olan meziyetleri bilen ve takdir eden kâmil bir kimse olduğu anlaşılır.
Buna göre şayan-ı hürmet olan zâtlara hürmet et¬me¬yen ki¬şinin bu hür¬metsizliği ile, sebeb-i hürmet olan kâmil sıfat ve meziyetlere takdir hisleri bu¬lunma¬yan sönük bir kalb ve vicdan sahibi olduğuna, manevî değerlere ehem¬miyet vermeyen basit¬likte kaldığına veya “enesini sevenler başka¬sını sevmez¬ler” (Sözler sh: 708) hükmünce hissine mağlub olduğuna bir alâmet göster¬miş oluyor.
Bu hakikî hürmetten başka, kişiden zarar görme¬mek için zâhiren hürmet¬kâr davranmak, hürmet değil, tabasbus¬tur.