Bir vâdide yaşayan hayvanlara arslan musallat olur. Hayvanlar toplanarak aralarında konuşup arslana şöyle bir teklifte bulunurlar. “Bizi bu şekilde korkutma, hırsına esir olma. Aç gözlülüğü bırak. Biz aramızda kur‘a çekeriz, kur‘a kime çıkarsa o gün senin nasîbin o olur” derler. Bu teklîf arslana uygun gelir. Hayvanlar böylece korkudan emîn olurlar. Kur‘a tavşana çıkınca tavşan arslana gitmez. Bütün hayvanlar gitmesi için zorlarlar. Sonunda tavşan yola çıkar. Fakat bir hile düşünür ve gecikir. Arslanın sabrı taşmıştır. Sonunda tavşan gözükür. Arslan kızar. Ancak tavşan bahanesini söyler.
Yanında bir arkadaşının olduğunu, yolda gelirken başka bir arslanın yolu tutup kendilerini bırakmadığını, arkadaşını rehin koyarak aceleyle geldiğini söyler. Sözüne devam ederek artık yolun başka arslan tarafından tutulduğunu ve onun bir kuyuda bulunduğunu, hatta çok korktuğunu bildirir.
Olup bitenlere kızan arslan sonunda öfke ve hırsla onu görüp hesablaşmak ister. Tavşan önde, arslan arkada kuyuya yaklaşırlar. Tavşan kuyunun bulunduğu yere geldiklerinde titreyip korkar ve gidemeyeceğini bildirir. Hikâye aşağıdaki şekilde sona erer.
Arslan tavşana korkmamasını, o kötü arslana üstün geleceğini söyler. Tavşan kendisini koltuğuna alırsa kuyuya bakabileceğini ileri sürer. Bunun özerine arslan tavşanı kucağına alır, birlikte kuyunun başına varırlar. Derindeki suya baktığı zaman arslan, kendi aksini görür ve rakibi öteki arslan zanneder. Hakkından gelmek için tavşanı bırakıp kuyuya atlar.
“Zâlimler için karanlık kuyu kendi yaptıkları zulümdür. Zulme uğrayanların âhı onları yüzü koyun sürür.”
Mevlânâ