2 - البقرة
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
27. الَّذِينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ مِنْ بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ أُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
28. كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللَّهِ وَكُنْتُمْ أَمْوَاتًا فَأَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
BAkara süresi
27- Ki (bunlar) Allah'ın ahdini, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozarlar,(A) Allah'ın kendisiyle birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler(B) ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarırlar.Kayba uğrayanlar, işte bunlardır.(C)
28- Nasıl oluyor da Allah'ı inkâr ediyorsunuz? Oysa ölü iken sizi O diriltti; sonra yine sizi öldürecek, yine diriltecektir ve sonra yalnızca O'na döndürüleceksiniz.
Açıklama
A. Bir yöneticinin vatandaştaları için ortaya koyduğu emir ve talimatlara Arapçada "ahd" (sözleşme) denir. Çünkü bunlar, vatandaşlar için uyulması zorunlu kurallardır. Bu ayette de, kelime bu anlamda kullanılmıştır. Allah'ın ahdi, insanlara sadece kendisine ibadet etmeleri, kendisine boyun eğmeleri ve kendisine itaat etmeleri için verdiği emirdir. Ahdin kabul edilmesi ise, tüm insanlığın Hz. Adem'in (a.s.) yaratılışı sırasında verdiği, Allah'a itaat sözüdür. (Daha ayrıntılı açıklama için bkz. A'raf: 172) .
B. Bu kısa ayet anlam bakımından öylesine geniştir ki, iki insan arasındaki ilişkiden, uluslararası ilişkileri kadar tüm ahlâkî durumları ihtiva eder. Bu ayete göre Allah'ın insanlara korunmasını emrettiği ilişkileri kesmek, kaos ve düzensizliğe neden olur. Çünkü sadece bu ilişkiler, insanları Allah'a ve birbirlerine bağlayabilir.
"İlişkileri kesmek" aynı zamanda "onları kötüye kullanmak" anlamına da gelir. Çünkü bu bağlar doğru bir şekilde gözetilmediği sürece aynı sonuçlar ortaya çıkar. Bu nedenle Kur'an sadece bu bağların koparılmasını değil, dünyada karışıklık, kaos ve düzensizliğe neden olduğu için sistimal edilmesini de yasaklar.
C. Bu ayette "fasık"ın tam tarifi verilmektedir. Fasık, insanla Allah arasında veya insanla diğer insanlar arasındaki ilişkileri bozup kesen ve yeryüzünde karışıklık çıkaran kimsedir.
-----------------------------------------------------------
Araf 172- (Ey Peygamber(1) insanlara şu zamanı hatırlat ki) hani Rabbin, Ademoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (demişti de) onlar: "Evet (Rabbimizsin) , şahit olduk"demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizlerdik" demenizi (önlemek) içindir.(2)
Açıklama
1. Bir önceki tema şununla sona ermişti: Allah, İsrailoğulları'ndan, O'na teslim olacakları ve O'na itaat edecekleri konusunda bir ahid almıştı. Buradaki ayetten itibaren de yalnız İsrailoğulları'nın değil bütün insanlığın bir anlaşma ile kayıtlı olduğunu hatırlatmak için hitap tüm insanlığa çevriliyor. Binaenaleyh insanlar, o sözleşmenin şartlarını ne dereceye kadar yerine getirip getirmedikleri hususunda hesaba çekileceklerdir.
2. Değişik rivayetlerden öğreniyoruz ki, bu Hz. Adem'in yaratılışı esnasında olmuştu. O an, bütün meleklerin bir araya toplanarak, Adem'in önünde eğilmeleri emredilmiş ve ayrıca insanın, Allah'ın yeryüzündeki halifesi olduğu resmen ilân edilmişti. Aynı şekilde, bidayetten kıyamete kadar doğacak bütün nefisler bir kerede ve bir yerde hepsi toplanılmış, akletme yetkileri kendilerine verilmiş olarak ve Allah'ın huzurunda O'nun kendilerinin Rabbi olduğunu itiraf etmeleri istenmiştir.
Hz. Ubey b. Ka'ab'dan, büyük ihtimalle Hz. Peygamber'den alınan bilgiye dayanan bir hadis, bu ayeti en güzel tefsir eder. "Allah ruhlar aleminde bütün insanları topladı, onları türlerine ve yaşadıkları devirlere göre kümelere ayırdı ve onlara insan suretini ve konuşma kabiliyetini verdi. Sonra onlardan bir ahit aldı ve buna bizzat kendilerini şahit tutarak "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye sordu. Onlar da, hiç şüphe yok ki, yalnızca sen bizim Rabbimizsin" diye karşılık verdiler. Sonra Allah: "Hesap gününde bizim bilgimiz yoktu" diyerek mazeret ileri sürmeyesiniz diye yerleri, gökleri ve babanız Adem'i bu konuda şahit olmaya çağırıyorum.
O zaman, benden başka ibadete layık hiç bir şeyin olmadığını ve benden başka Tanrı olmadığını iyice kafanıza yerleştirin. Bana herhangi birşeyi ortak koşmayın. Sizlere, benimle yaptığınız bu anlaşmayı devamlı hatırlatacak peygamberlerimi ve Kitabımı göndereceğim" dedi. Buna bütün insanlar, "Şehadet ederiz ki, yalnızca sen bizim Rabbimiz ve ilâhımızsın, senden başka İlâh ve Rab yoktur" diyerek cevap verdiler.
Bazıları, 172 ve 173. ayetleri birer remzî (sembolik) anlatım olarak alırlar. Bunlara göre, Kur'an, bu üslûpla, adeta, Allah'ın Uluhiyyeti fikrinin, gerçekte, insanın doğasına yerleştirildiğini ve bunun da kavranabilir açık bir vakıa olarak husule geldiğini anlatmak istemektedir. Fakat biz bu te'vilin doğru olmadığına kaniyiz. Çünkü, Kur'an ve Sünnet bu olayın bizzat fiilen olduğunu belirtmektedir. Üstelik, bu ahitleşme olayının kıyamet gününde, insanlara karşı hakiki bir belge olarak ileri sürüleceğini de iddia etmektedir. Dolayısıyla, bu olayı, temsilî bir kıssa olarak görmemiz için hiç bir neden yoktur. Biz, gerçekten bu olayın fizik dünyada meydana gelmiş olduğuna inanıyoruz. Herşeye gücü yeten Allah, kıyamet gününe kadar yaratacağı Adem neslinden her bir ferdi varlık alemine getirip ona anlama ve konuşma iktidarı vermiş ve sonra da hepsini bir kerede ve bir yerde huzurunda toplayarak onlardan kendinden başka ilâh ve Rab olmadığı ve Allah'a teslim olup herşeyiyle O'na itaat etmekten (İslâm) başka onlar için de doğru bir yol bulunmadığı hususunda söz almıştı.
Böyle bir toplanışı mümkün göremeyenler, aslında, Allah'ın sınırsız kuvvetinden şüphelidirler. Yoksa, bu iş Allah için beşeriyetin kademe kademe yaratılması kadar kolay olduğundan bu konuda herhangi bir şüpheye kapılmayacaklardı. Mutlak kudret sahibi olan Allah, şimdi insanları varlık alemine getirdiği gibi varlık alemine gelmeden evvel de (doğum) , varlık alemine gelip gittikten sonra da (ölüm) bütün insanları toplayacak güce sahiptir. Allah onlara, hikmet, akıl, yetki ve yeryüzünün kaynaklarından kullanma hakkı verdikten sonra, kendine halife yapmakta olduğunu ve bu hususta kendilerinden sadakat yemini (oath of allegiance) aldığını bilmelerini istemiş olması akla yatkın gözükmektedir. Böylece Adem'in yaratılışı münasebetiyle bütün beşeriyetin bir araya toplanmasının gayrı mümkün ve garip bir şey olmadığı aşikârdır.