Reklam Alanı Reklam Alanı Reklam Alanı Reklam Alanı Reklam Alanı
http://www.nurunyolcusu.com/radyo.jpg

http://ahmedhusrevaltinbasak.files.wordpress.com/2010/05/husrevefendi.png

http://mollahusrev.files.wordpress.com/2010/04/tomasoglu.gif
Reklam Alanı Reklam Alanı Reklam Alanı Reklam Alanı Reklam Alanı
Malumat İçin
Başvuru İçin
Malumat İçin
Başvuru İçin
Malumat İçin
Başvuru İçin
Malumat İçin
Başvuru İçin
Malumat İçin
Başvuru İçin
08 Eylül 2010, 16:37:33Son üye: oğuz
Sayfa: [1] 2 3   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Denizlideki büyükler evliyalar turbeler güncelemeli  (Okunma Sayısı 1832 defa)
21 Mayıs 2008, 23:20:26
Üye Bilgileri

كنج مسلمان

WebMaster
*

Konum Nerden:
Giriş Kayit tarihi 30 Aralık 2007, 12:34:39
Toplam İleti Mesaj Sayısı: 5627
Konu Sayısı: 1445
Site emanetçisi


Karma: +134/-8
İrtibat
WWW
Durumum:

« : 21 Mayıs 2008, 23:20:26 »

HASAN FEYZİ EFENDİ

On dokuzuncu yüzyılda yaşayıp, Denizli civarında halka İslâmiyetin emir ve yasaklarını
anlatan Nakşibendî şeyhlerinden Hasan Feyzi Efendi 1885 yılında vefât etmiştir. Türbesi
Denizli'nin Kuşpınarı mahallesinde kendi yaptırdığı câminin yanındadır.
Logged

Robot Moderatör
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 6178


View Profile
Re: Denizlideki büyükler evliyalar turbeler güncelemeli
« Posted on: 08 Eylül 2010, 16:37:33 »

 
      uyari
Merhaba ziyaretçi. Öncelikle sitemize hoşgeldiniz. Ben robot moderatör olrak siteden daha fazla yararlanmanız için sitemize üye olmanızı öneririm. iyi eğlenceler.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Denizlideki büyükler evliyalar turbeler güncelemeli oyunları, Denizlideki büyükler evliyalar turbeler güncelemeli programı, Denizlideki büyükler evliyalar turbeler güncelemeli oyunu indir, Denizlideki büyükler evliyalar turbeler güncelemeli program yükle, Denizlideki büyükler evliyalar turbeler güncelemeli download, Denizlideki büyükler evliyalar turbeler güncelemeli hikayeleri, Denizlideki büyükler evliyalar turbeler güncelemeli resimleri, Denizlideki büyükler evliyalar turbeler güncelemeli haber, Denizlideki büyükler evliyalar turbeler güncelemeli yükle, Denizlideki büyükler evliyalar turbeler güncelemeli videosu, Denizlideki büyükler evliyalar turbeler güncelemeli msn eklentisi, şarkı sözleri
Logged
21 Mayıs 2008, 23:23:05
Üye Bilgileri

كنج مسلمان

WebMaster
*

Konum Nerden:
Giriş Kayit tarihi 30 Aralık 2007, 12:34:39
Toplam İleti Mesaj Sayısı: 5627
Konu Sayısı: 1445
Site emanetçisi


Karma: +134/-8
İrtibat
WWW
Durumum:

« Yanıtla #1 : 21 Mayıs 2008, 23:23:05 »

ABDİL DEDE


Denizli'nin Acıpayam ilçesine bağlı Darıveren kasabasında medfundur. 1071'de Sultan Alparslan'ın Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu'da İslâmiyeti yayan derviş gazilerdendir. Avşar ovasında Bizanslılarla yapılan savaşlarda gösterdiği kahramanlık ve kerâmetleri halk arasında söylene gelmektedir.
Logged

21 Mayıs 2008, 23:24:25
Üye Bilgileri

ملا خسرو

WebMaster
*

Konum Nerden:
Giriş Kayit tarihi 09 Mayıs 2008, 17:03:28
Toplam İleti Mesaj Sayısı: 2031
Konu Sayısı: 324
İnadına Saracağız !!!


Karma: +60/-4
İrtibat
WWW
Durumum:

« Yanıtla #2 : 21 Mayıs 2008, 23:24:25 »

 Allah razı olsun alkış
Logged

21 Mayıs 2008, 23:27:18
Üye Bilgileri

كنج مسلمان

WebMaster
*

Konum Nerden:
Giriş Kayit tarihi 30 Aralık 2007, 12:34:39
Toplam İleti Mesaj Sayısı: 5627
Konu Sayısı: 1445
Site emanetçisi


Karma: +134/-8
İrtibat
WWW
Durumum:

« Yanıtla #3 : 21 Mayıs 2008, 23:27:18 »

HASAN FEYZİ YÜREĞİL

Bediüzzaman`a âşık bir zat

Nur irfan mektebinin unutulmaz simalarından birisi de Hasan Feyzi Yüreğil ismindeki bir hakikat kahramanıdır.

Hasan Feyzi Yüreil, Denizli`nin Çivril kazasının Güveçli köyünde muallim olarak imana ve Kur`an`a hizmet eden bir hakikat adamı idi. Melami tarikatı şeyhlerinden olan zat, Nur manzumesine dahil olmazdan evvel de etrafını ışıldatan bir kandildi.

"Canım sana kurban olacak"

Hasan Feyzi Nur`un ateşine pervaneler gibi atmıştı kendini. Eski zamanlarda birbirinin yerine hastalanan ve vefat eden yüksek fedakârlar gibi, o da Rabbinden, Üstadına bedel ölmeyi diliyor. Bir şiirinde bu niyazını şöyle dile getiriyordu:

"Bam-ı feyzinden ırak olmayı asla çekemem

Dahi nezrin bu ki canım sana kurban olacak."


(Ey gönüllerin sultanı Bediüzzaman, senin feyizli, bereketli kapından, dergâhından, eşiğinden uzak olmaya, ayrı kalmaya aslada yanamam.

"Benim adağım, dileğim ve arzum, canımın sana kurban olmasıdır. Ben senin uğrunda kendimi feda ediyorum. Sana gelecek belalar bana gelsin. Sana hayatımı adak olarak takdim ediyorum.)

Gerçekten Hasan Feyzi Efendinin bu niyazını, bu samimi ve kalbî arzusunu Cenab-ı Hak kabul etmişti.

Bu manzumeyi yazdıktan kısa bir zaman sonra l3 Kasım l946 senesinin Çarşamba günü Cenab-ı Hakkın rahmetine intikal etti.

"Merhum Hasan Feyzi kardeşimiz, aynen şehid merhum Hâfız Ali misillü, bir mektubunda dediği gibi `Dahi nezrim bu ki, canım sana kurban olacak!` dediğini tasdiken Üstad`ına bedel, şehid kardeşi büyük Hafız Alinin yanına gitmiş. Bu zat-ı zülcenaheyn, ehl-i kalb ve gayet yüksek bir ehl-i ilim ve hakikat, otuz sene muallimlik perdesi altında imana hizmet etmiş ve on seneden beri Risale-i Nuru elde edip, gizli perde altında çalışmış. Sonra daiki sene zarfında doğrudan doğruya Risale-i Nur`un yüksek hikmetlerini ve kemâlatını çekinmeyerek ruh-u caniyle herkese ilan etmiştir."
Logged

21 Mayıs 2008, 23:35:04
Üye Bilgileri

كنج مسلمان

WebMaster
*

Konum Nerden:
Giriş Kayit tarihi 30 Aralık 2007, 12:34:39
Toplam İleti Mesaj Sayısı: 5627
Konu Sayısı: 1445
Site emanetçisi


Karma: +134/-8
İrtibat
WWW
Durumum:

« Yanıtla #4 : 21 Mayıs 2008, 23:35:04 »

Hâfız Ali Ergün 1898’de, İslâmköy’de dünyaya geldi. Risale-i Nur eserlerini el yazısıyla çoğaltmak için çok büyük gayretler gösterdi. Üstad Bediüzzaman, Hâfız Ali’nin memleketi İslâmköy’ü Nur fabrikası olarak nitelendirirken, Hâfız Ali’yi de hizmetlerinden ve Risale-i Nur’a karşı olan ihlâsından dolayı o fabrikanın sahibi olarak görmüştür. 1943 senesinde Bediüzzaman’la birlikte Denizli Hapishanesinde bulunuyordu. O sırada Üstad Bediüzzaman düşmanları tarafından kuvvetli bir zehirle öldürülmeye çalışılmıştı. Bu hadise sırasında Hâfız Ali, 17 Mart 1944’de hastalanıp, kaldırıldığı hastanede vefat edince, Üstad, “Hâfız Ali benim bedelime berzah âlemine seyahat eyledi” demiştir.

Risale-i Nur’un bir çok yerinde adı geçen Hâfız Ali’nin Emirdağ, Kastamonu ve Barla Lâhikalarında onlarca mektubu bulunmaktadır.


Bediüzzaman, Risâle-i Nur’un “saff-ı evvel” talebelerinden ve “Isparta kahramanları”ndan merhum Hâfız Ali’nin vefatı için şunu yazar: “Aziz, sıddîk kardeşlerim. Ben merhum Hâfız Ali’yi unutamıyorum. Onun acısı beni çok sarsıyor. Eski zamanlarda bazen böyle fedakâr zâtlar, kendi dostu yerine ölüyorlardı. Zannederim, o merhum benim yerimde gitti. Onun fevkalâde hizmetini eğer sizler gibi o sistemde zatlar yapmasaydı Kur’âna, İslâmiyete büyük bir zâyiat olurdu. Ben, onun vârisleri olan sizleri tahattur ettikçe, o acı gidiyor, bir inşirah geliyor.” (Şuâlar 292, 330)
Logged

22 Mayıs 2008, 04:40:24
Üye Bilgileri

Bad-ı Saba

*

Konum Nerden:
Giriş Kayit tarihi 19 Şubat 2008, 23:53:21
Toplam İleti Mesaj Sayısı: 384
Konu Sayısı: 7
Şairler_de Mazur


Karma: +8/-0
İrtibat

Durumum:

« Yanıtla #5 : 22 Mayıs 2008, 04:40:24 »

 Allah razı olsun

Logged

Ruh-u beşer için en haLiS sürur ve KaLb-i inSan içiN eN sAfi seVinç o MuhabbetuLLah içindeki Lezzet-i ruhaniyedir...
22 Mayıs 2008, 10:15:33
Üye Bilgileri

SeYYaH

*

Konum Nerden:
Giriş Kayit tarihi 05 Mart 2008, 13:09:43
Toplam İleti Mesaj Sayısı: 1011
Konu Sayısı: 78
Kalemim küfre silah olsun


Karma: +15/-2
İrtibat

Durumum:

« Yanıtla #6 : 22 Mayıs 2008, 10:15:33 »

razı olsun
Rabbim bizleri şefaatlerine nail eylesin.
Logged
22 Mayıs 2008, 12:27:20
Üye Bilgileri

ملا خسرو

WebMaster
*

Konum Nerden:
Giriş Kayit tarihi 09 Mayıs 2008, 17:03:28
Toplam İleti Mesaj Sayısı: 2031
Konu Sayısı: 324
İnadına Saracağız !!!


Karma: +60/-4
İrtibat
WWW
Durumum:

« Yanıtla #7 : 22 Mayıs 2008, 12:27:20 »

HAFIZ ALİ ABİ ... NUR FABRİKASI.....
MÜTHİŞ BİR KİŞİLİK.... FEDAKARLIK TİMSALİ...

 Allah razı olsun alkış
Logged

26 Mayıs 2008, 21:47:45
Üye Bilgileri

كنج مسلمان

WebMaster
*

Konum Nerden:
Giriş Kayit tarihi 30 Aralık 2007, 12:34:39
Toplam İleti Mesaj Sayısı: 5627
Konu Sayısı: 1445
Site emanetçisi


Karma: +134/-8
İrtibat
WWW
Durumum:

« Yanıtla #8 : 26 Mayıs 2008, 21:47:45 »

AHÎ SİNAN

Denizli velîlerinden. On dördüncü asırda yaşadı. Doğum ve ölüm târihleri belli değildir.


Cömertlik ve misâfirperverliğin timsâli olan Ahî Evran'ın kurduğu ahîliğin Denizli'deki kurucusu Ahî Sinan hazretleridir. Denizli'de doğan Ahî Sinan küçük yaştan îtibâren burada çok iyi bir tahsil ve terbiye gördü. Mert, özü sözü doğru bir kimseydi. Helâl rızık kazanmak için dericilik yapardı. Ahî Evran'la görüşerek ona talebe oldu. Sohbeti ile bereketlendi. Sonra Denizli'de insanların îmânlarının olgunlaştırılmasını ve iş ahlâkının verimliliğinin ve kalitesinin yükselmesini hedef alan ahî teşkîlâtını kurdu. Böylece Denizli'de iyi ahlâklı, çalışkan ve mert insanların yetişmesinde çok büyük rol oynadı.

1333'de Anadolu'yu geçen meşhûr seyyah İbn-i Battûtâ Denizli'ye geldiğindeAhî Sinan hazretlerinin tekkesine indi. Ramazan ayıydı. Berâberce akşam namazını kıldıktan sonra iftarlarını yaptılar. O gece sabaha kadar sohbet edip ibâdet ve zikirle meşgûl oldular. İbn-i Battûtâ, Seyâhatnâmesinde bu ahîler hakkında şöyle demektedir: "Memleketlerine gelen yabancıları karşılama, onlarla ilgilenme, yiyeceklerini, içeceklerini, yatacaklarını sağlama, ihtiyaçlarını giderme, onları ahlâksız ve edepsizlerin ellerinden kurtarma, şu veya bu sebeple bu yaramazlara katılanları yeryüzünden temizleme gibi konularda bunların eş ve örneklerine dünyânın hiç bir yerinde rastlamak mümkün değildir."

Gülşehrî de Mesnevî'sinde bunlar hakkında şöyle demektedir:

"Yüz kişi her gece onda sofra yer
Rahmet ol sultân-ı ahî cânına der
Terbiyelerle ahîdür her biri
O ahî ki sahidur her biri
Etmeği çok ve aşı yağlu durur
Hizmet için belleri bağlu durur
Kocalar hizmetle oturmuş durur
Hoş yiğitler kapuda durmuş durur
Elli yıl ben bu aradan gitmedüm
Bir acı söz kimseden işitmedüm."

Vefât târihi bilinmeyen Ahî Sinan hazretlerinin kabri Denizli merkez Deretekke mevkıinde, şimdiki Ahî Sinan caddesi üzerinde "Kocabay" işhanının bulunduğu yerde idi. Ancak işhanının yapımı sırasında inşâat sebebiyle 1968 yılında kaldırılmış olup, bugün nerede bulunduğu tesbit edilememiştir.

1) Denizli'de Türbeler-Kitâbeler-Yatırlar (Şükür Tekin Kaptan, Denizli-1991); s.63
Logged

26 Mayıs 2008, 22:27:38
Üye Bilgileri

Edirne

*

Konum Nerden:
Giriş Kayit tarihi 18 Şubat 2008, 17:47:08
Toplam İleti Mesaj Sayısı: 1182
Konu Sayısı: 9
Karma: +21/-7
İrtibat

Durumum:

« Yanıtla #9 : 26 Mayıs 2008, 22:27:38 »

Verdiğiniz bilgiler için razı olsun...
Logged

31 Mayıs 2008, 11:03:03
Üye Bilgileri

muhabbet fedaisi

*

Konum Nerden: aydın
Giriş Kayit tarihi 24 Nisan 2008, 23:51:51
Toplam İleti Mesaj Sayısı: 308
Konu Sayısı: 33
"DAHİLEK YA RASULALLAH!!!"


Karma: +7/-4
İrtibat

Durumum:

« Yanıtla #10 : 31 Mayıs 2008, 11:03:03 »

bir denizlili olarak çok memnun oldum allah razı olsun inşAllah Wink
Logged

EY İNSAN!!

             "Çocukluğun oyunla geçer..
             Gençliğin gafletle geçer...
             İhtiyarlayıncada zaif düşersin..
ACABA?
                Sen..O şanı Yüce büyük ALLAH'A ne zaman ibadet edeceksin??
             Yarın bambaşka bir insan olacağım diyorsun..Neden bugünden başlamıyorsun??"
01 Haziran 2008, 19:09:32
Üye Bilgileri

كنج مسلمان

WebMaster
*

Konum Nerden:
Giriş Kayit tarihi 30 Aralık 2007, 12:34:39
Toplam İleti Mesaj Sayısı: 5627
Konu Sayısı: 1445
Site emanetçisi


Karma: +134/-8
İrtibat
WWW
Durumum:

« Yanıtla #11 : 01 Haziran 2008, 19:09:32 »

AHMED HULÛSİ EFENDİ


Denizli müftüsü ve Millî Mücâdelenin ilk bayraktârı. 1861 (H.1278) yılında Denizli'de doğdu. 1931'de vefât etti.

Dedesi Veli ve babası Osman efendiler de müftü ve müderris idiler. Tahsîlini Denizli Kayalık Müftüler Medresesinde yaptı. Babasından icâzet aldı. Bundan sonra medresede dersler vermeye ve talebe yetiştirmeye başladı. Sonra Denizli Müftülüğüne getirildi. Bu görevde iken Türkiye'nin paylaşılmasını ihtivâ eden Mondros Mütârekesi imzâlanmıştı. Şubat 1919'da Paris'te bir araya gelen Îtilâf devletleri temsilcileri Balıkesir, Aydın ve İzmir'i Yunanistan'a vermeyi kararlaştırdılar. Bu gelişmeler üzerine Nûreddîn Paşa, bölge ileri gelenleri ve din adamları liderliğinde, İzmir Müdâfaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak Cemiyeti adı altında bir teşkilât kurdu. Bir kongre toplanmasını kararlaştıran cemiyet, Balıkesir, Aydın ve Denizli livâlarından delege gönderilmesini istedi. Denizli'den gönderilen delegeler arasında Ahmed Hulûsi Efendi de bulunuyordu. Kongreye İzmir vâli ve kolordu komutanı Nûreddîn Paşa başkanlık etmiş ve ilhak tahakkuk ettiği takdirde mukâvemet edebilmek için teşkilât kurulması kararlaştırılmıştı. Paşa, İzmir'in Yunanistan'a verilmesi hâlinde silâhlı bir müdâfaaya kalkışılacağını söylediği sırada Ahmed Hulûsi Efendi büyük bir uzak görüşlülükle kendisine şöyle demişti:

"Paşa! İstanbul işgâl altındadır. İşgâl kuvvetleri İstanbul hükûmeti üzerinde tazyiklerde bulunarak sizi terfian veya memuriyetinizi nakil sûretiyle İzmir'den uzaklaştırırlar. Çünkü buradaki hıristiyan unsurlar işgâl kuvvetleriyle temas hâlindedirler. Sizin burada fiilî mukâvemet için girişeceğiniz her hareketi onlara bildirirler. Onlar da hükûmete tesir ederek, bu teşebbüsü netîcesiz bırakırlar. Bakınız Rum papazlarından metropolit Hrisostomos daha şimdiden bu şehrin fahrî vâlisi gibi hareket etmeye başlamış ve Yunan işgâlinin hazırlıklarına girişmiş bulunmaktadır."

Ahmed Hulûsi Efendinin söyledikleri çok geçmeden gerçekleşti. Nûreddîn Paşa azledilerek yerine vâliliğe Kambur İzzet, kumandanlığa da emekli paşalardan Nâdir Paşa tâyin edildi.

Ahmed Hulûsi Efendi ise, İzmir Redd-i İlhak Kongresinden döndükten sonra memleketin elîm bir âkıbete sürüklenmekte olduğunu görerek derhâl yoğun bir teşkilâtlanma çalışmasına girişti.Onun bu faâliyetlerini Denizli mutasarrıfı Fâik Bey (Öztırak) şöyle anlatmaktadır:

Ahmed Hulûsi Efendi, benimle çok uzun ve mahrem görüşmelerde bulundu. Denizli sancağının kazaları olan Acıpayam, Buldan, Sarayköy, Tavas ve Çal'da bilhassa müftüler ve müderrislerle eşrâfın rehberlik ettiği heyetlerin teşkîlini temin ettiğini söyleyip, artık mukadder olan Yunan işgâli önünde neler yapılması îcâb ettiğinin şimdiden düşünülüp lüzumlu tedbirlerin alınmasını teklif ve tavsiye etti. Bugün daha iyi anlıyorum ki, müftü efendinin sözlerinde hiç bir imkânın gerçekleşmesi şartı yoktu. Yapılması gereken vatanın istiklâli ve haysiyeti îcâbıydı. İlmi, irfânı, ahlâkı ile muhitin hürmet duyduğu muhterem şahsiyeti, sancağın her tarafında sevilen ve sayılan adamdı. Ahmed Hulûsi Efendi çok zor şartlar altında vazîfeye çağırdığı kimseleri meziyet ve husûsiyetleriyle çok iyi takdir ederek tâyin ve tespit etmişti. O müstesnâ günlerin bendeki en derin intibaı şudur: Çok güç şartlar altında girişilecek hizmetlere lâyık mânevî rehberler bulur ve onların telkinleri kalp ve vicdanlarda ümit izleri meydana getirebilirse elde edilemeyecek güzel netîceler, ufukların ardında demektir. Ben Ahmed Hulûsî Efendinin mübeccel ve muhterem varlığında bu ebedî hakîkatın en muhteşem misâlini görmüşümdür."

Bu arada beklenen fecî âkıbet gerçekleşti. İzmir 15 Mayıs 1919 Perşembe sabahı Yunanlılar tarafından işgâl edildi. Acı haber Denizli'ye ulaştığı zaman irkilmeyen, ümitsizlikle yıkılmayan tek insan Ahmed Hulûsi Efendiydi. Çünkü o, mukadder sonucu biliyor, din, vatan ve nâmus için neler yapılması gerektiğini düşünmüş bulunuyordu. İzmir'in işgâli üzerine ilk iş olarak Denizli'de bir protesto mitingi tertipledi. Müftülük dâiresinin yakınındaki bir câmide bulunan Sancak-ı şerîfi asılı bulunduğu yerden tekbirler ve salât ü selâmlar ile indirdi. Etrafında şehrin ileri gelen şeyh ve imâmları olduğu hâlde câminin etrâfında bekleşen kalabalığın önüne geçti. Kalabalık Belediye Meydanına doğru yürümeye başladı. Tekbir seslerini işiten halk, işini gücünü bırakarak Belediye Meydanına koşuyordu. Müftü Hulûsi Efendi meydanı doldurmuş bulunan Denizlililere hitâben ağlamaklı bir sesle şöyle konuştu:

"Hemşehrilerim!.. Karşımıza çıkarılan düşman daha dünkü uşaklarımızdır. Biz onlara mağlûb da olmadık. Bu düşman her kim olursa olsun Türk'ün ve Müslümanlığın son müstakil yurdu olan topraklarımızı da elimizden almak istiyor. Bizler şimdiye kadar esir yaşamadık ve yaşayamayız. Silâhımız yoksa sapan taşıyla düşmana karşı çıkmak ve onu tepelemek her Türk ve Müslümana farz-ı ayndır. Fetvâ veriyorum. Silâh azlığı veya çokluğu mühim değildir. Birçok ülkelere hükmetmiş Fâtihlerin torunlarıyız."

Sözü sık sık tekbirlerle kesilen ve son derece heyecanlı geçen miting, Denizli halkının düşmana mukâvemet için hazır bulunduğunu ve şehrin muhterem müftüsü Ahmed Hulûsi Efendinin emir ve direktiflerine uyacaklarını göstermişti. Fakat Ahmed Hulûsi Efendi yalnız Denizli için değil, bütün civar, vilâyet ve kazâları da içine alan bir millî mukâvemet hareketi meydana getirmek istiyordu. Bu sûretle Aydın ve Nazilli'ye emin adamlarından birkaçını göndererek onlarla temasa geçti. Müftü Efendinin faâliyetlerini yakından tâkib eden Denizli Rumları ise; "Onun sarığını başına dolayacağız." diye haber göndermekteydiler. Ancak kahraman Denizli müftüsü bu tehditlerden korkacak ve din ve nâmus müdâfaasından geri duracak bir kimse değildi. Bizzât kendisi Dinar'a ve Afyonkarahisar'a gitti. Bu bölgelerdeki diğer müftü, vâiz ve müderrislerle temasa geçerek silahlı çeteler teşkil edip, ilerleyen Yunan kıtaları karşısında bir mukâvemet cephesi meydana getirmek husûsunda onları harekete geçirdi. Bu bölgede efeler, yedek subaylar, mütekaid (emekli) subaylar ve halktan herkes mahallî müftülerin idâre ettiği teşkilâta kaydolunarak kısa zamanda harbe hazır vaziyete getirildiler.

Hazırlıklarını tamamlayan Hulûsi Efendi, Yunanlıların Nazilli'ye girmeleri üzerine emrindeki kuvvetle derhal harekete geçti. Nazilli'de bulunan Yunan kumandanı üç-beş bin kişilik bir kuvvetin üzerine geldiğini haber alınca derhal mevziini terkederek Aydın istikâmetine çekildi. Müftü Hulûsi Efendi kumandasındaki milis kuvvetleri Nazilli'yi kolaylıkla ele geçirdiler. Fakat burada durmayarak Aydın'a doğru gerilemiş bulunan Yunan kuvvetlerinin takibine başladılar. Nazilli'de ve yol boyunca uğranılan her köyde toplanan halka, heyecanlı nutuklar îrâd eden Müftü Efendinin emrindeki kalabalık gittikçe artıyordu. Bu nûr yüzlü din adamına karşı herkes büyük hürmet, îtimâd ve muhabbet besliyordu.

Ahmed Hulûsi Efendi bu gayret, şevk ve inançla Aydın'ı Yunanlılardan geri almaya muvaffak oldu. Bundan sonra artan kuvvetlerin idâresi işini kumandanlık vasıfları iyi bilinen Demirci Mehmed Efeye bıraktı. Ancak bu sırada toparlanan Yunanlılar büyük kuvvetlerle gelerek Aydın'ı tekrar işgâl ile büyük katliamlarda bulundular.

Bundan sonra bölgede tam bir ölüm kalım mücâdelesi başladı. Ahmed Hulûsi Efendi bizzât bir nefer gibi çarpışmalara katıldı. Verdiği vâzlarla da topladığı gönüllülerle milis kuvvetlerini devamlı destekledi. Böylece Denizli bölgesinde Yunan ilerleyişine set çekti. Bu müdâfaa hattı olmasaydı. Ankara'nın, düzenli askerî birliklerin kurulmasını sağlayamadan Yunan birliklerinin eline geçmesi işten bile değildi.

Ahmed Hulûsi Efendi Kurtuluş Savaşının kazanılmasından sonra gelişen siyâsî olaylara karışmamış ve geri kalan ömrünü ü teâlâya tâat ve ibâdetle geçirmiş, gençlere dîn-i İslâmı öğretmeye çalışmıştır. 22 Kasım 1931'de yetmiş yaşının içinde fâni hayâta vedâ etti. Denizli kabristanındaki kabrinin sağ cephesinde "Millî mücâdelenin ilk alemdârı Denizli Müftüsü Ahmed Hulûsi Efendi burada medfûndur" diye yazılıdır. Ahmed Hulûsi Efendi'nin beş oğlu ve bir kızı vardı. Soyadı kânununun çıkmasından sonra âile "Müftüler" soyadını almıştır.

1) Sarıklı Mücâhidler; s.173-183
2) Millî Mücâdelede Denizli, Isparta ve Burdur Sancakları; s.63-65,82-90,151-152
3) Sarıklı Bir Mücâhid (Târih Mecmuâsı; sayı-9); s.12-13
 
Logged

06 Haziran 2008, 19:15:25
Üye Bilgileri

كنج مسلمان

WebMaster
*

Konum Nerden:
Giriş Kayit tarihi 30 Aralık 2007, 12:34:39
Toplam İleti Mesaj Sayısı: 5627
Konu Sayısı: 1445
Site emanetçisi


Karma: +134/-8
İrtibat
WWW
Durumum:

« Yanıtla #12 : 06 Haziran 2008, 19:15:25 »

AHMED İZZET EFENDİ


Çal müftüsü. Millî mücâdele mücâhidlerinden. Denizli'nin Çal ilçesine bağlı Süller köyünde doğdu. 1952 (H.1372) yılında vefât etti.

Küçük yaştan îtibâren ilim tahsîline başladı. Önce köyünde, sonra da Denizli'de ilim tahsîline devâm etti. Bu yıllara dâir hayâtı hakkında fazla mâlumat yoktur. Onun hakkında bilinenler daha çok Anadolu'nun işgâli yıllarına âittir.

14 Mayıs 1919'da İzmir'in işgâli ile memleketin acılar içine düştüğü yıllarda Ahmed İzzet Efendi Çal'da müftü olarak vazîfe yapmaktaydı. Halkın ne yapacağını şaşırdığı o karanlık günlerde pekçok defâ Çarşı Câmii şerîfinde, hükûmet önündeki meydanda dînî nutuklar söyledi. Halkı mukâvemete teşvik etti. Kendisine gelenleri ümitsizliğe kapılmadan teşkilâtlanmaya sevketti.

Kaymakam Fazlı Güleç ise; "Müftü Efendi, şer'an üzerine düşen vazîfeyi yapmıştır. Bu bâbta benim de hakk-ı kelâmım vardır. Beni dinlerseniz ordularımız dağılmış, silâhı elinden alınmıştır. Askerlerimiz cepheleri bırakmıştır. Bu sebeple Müftü Efendinin söylediklerini yapmak, düşmanı gazaplandırmaktan, neticede ise onların ayakları altında perişân olmaktan başka bir işe yaramayacaktır." diye ona karşı çıkıyordu.

Bunlara karşılık Ahmed İzzet Efendi kendi ifâdesiyle sözlerini şöyle nakletmektedir: Gözlerimiz görerek, bedenimizde can varken, kendimizi ve mukaddesatımızı düşmanın yed-i habîsine, kirli eline terk ve vatana ayak basmalarına tahammül edemeyeceğimizi, behemehal müdâfaa tertibâtı almamız lâzım geldiğini, silâhsız ve vâsıtasız da olsa düşmana karşı koymaklığımızı, evvela bizleri sonra evlâd-ü iyalimizi şehîd etmeden memleketimize düşman giremeyeceğini, hattâ hepimizi şehîd etseler bile, ü teâlânın izni olmadan düşmanın bu topraklara ayak basmasının mümkün olamayacağını söyledim.

Ancak fikir birliği tam hâsıl olmadığı için bu hareket bir müddet için netîcesiz kaldı. Ahmed İzzet Efendi kendi köyü olan Süller'e gitti. Bu sıradaki hâlini ise şöyle anlatmaktadır: Bir müddet köyümde kaldım. Burada kendi kendimi hesâba çektim. Kalbim bana; "Bu bapta sen haklısın, ısrar et, cenâb-ı Hakk'ın vâdi yerini bulacaktır." diyordu.

Ahmed İzzet Efendi bundan sonra fiilen düşmana karşı koyma hareketine katıldı. Önce Ali Kurt köyüne gitti. Burada 25-30 kişilik bir çeteye sâhib olan Dede Efe'yi düşman üzerine harekete geçmeye iknâ etti. Buradan Denizli'ye geldi. Müftü Ahmed Hulûsi Efendiyi görerek kendisine fikirlerini anlattı. Ahmed Hulûsi Efendi çok memnun olarak kendisini tebrik etti. Sonra mutasarrıf Fâik Öztırak'la görüştü. Faik Beyin; "Çâresiz vaziyetteyiz. Böyle bir durumda bir kaymakam, bir mutasarrıf ve bir vâli ne yapabilir?" sözleri üzerine fevkalâde celallenen Ahmed İzzet Efendi; "Fâik Bey! Kaymakamlık, mutasarrıflık ve vâlilik, milletle kâimdir. Millet cayır cayır yanmaya başladı. Biz buna seyirci kalamayız. Ne yapacaksanız yapınız. Ben kudretim nisbetinde bu uğurda bir vazîfe almaya geldim." cevâbını verdi.

Ahmed İzzet Efendi bundan sonra düzenli birlikler kuruluncaya kadar teşkil ettiği milis kuvvetleriyle bizzat savaşlara katıldı. Ahmed Hulûsi Efendi ve Demirci Mehmed Efe ile birlikte hareket etti. Yunanlılara ağır kayıplar verdirdi. Elinde tüfek olduğu hâlde birliklerinin en önünde çarpışmalara iştirak etti. Namaz vakitlerinde emrindekilere namazı kıldırıyor sonra yine en önde ileri atılıyordu. Bu hâli ile bölge halkının gönlünde taht kurdu. Yediden yetmişe herkesin sevgisini, saygısını kazandı.

Bu savaş esnâsında Ahmed İzzet Efendinin köyü de yağma ve tahrib edilenler arasındaydı. Köyü basan işgâl birlikleri Ahmed İzzet Efendiyi aramışlar, bulamayınca evleri ve değirmenlerini ateşe vermişlerdi. İşgâlin kalkmasından sonra mahallî hükümet Ahmed İzzet Efendinin zararını on bin altın olarak tespit etti. Bu vakâyı haber aldığı zaman Ahmed İzzet Efendi şöyle demiştir: "Bu kadar serveti ve hattâ cânı fedâ etmeden dâvâyı tahakkuk ettirmek ve ü teâlâya tam kulluk etmiş olmak mümkün değildir. Önemli olan vatan ve milletimizin, nâmus ve mukaddesâtımızın kurtulmuş olmasıdır."

Ahmed İzzet Efendi, Kurtuluş Savaşının kazanılmasından sonra ömrünü büyük bir tevâzu ve ferâgat hissi içinde yaşayarak geçirdi. Muhitinin ve çevresinin fakir insanlarına karşı bütün varlığını sarfederek hizmete koştu. Yardımlarıyla birçok kâbiliyetli gencin, okuyup yetişmesini sağladı. 1952 yılında ebedî âleme göçtü.

1) Sarıklı Mücâhidler; s.183-191

2) Millî Mücâdelede Denizli, Isparta ve Burdur Sancakları; s.67,91,92,124
 
Logged

12 Haziran 2008, 19:38:18
Üye Bilgileri

كنج مسلمان

WebMaster
*

Konum Nerden:
Giriş Kayit tarihi 30 Aralık 2007, 12:34:39
Toplam İleti Mesaj Sayısı: 5627
Konu Sayısı: 1445
Site emanetçisi


Karma: +134/-8
İrtibat
WWW
Durumum:

« Yanıtla #13 : 12 Haziran 2008, 19:38:18 »

AVDAN BABA


On birinci yüzyılda yaşayıp Anadolu'nun Türkleşmesinde ve İslâmlaşmasında rol oynayan mücâhid velîlerden. Doğum ve ölüm târihleri bilinmemektedir.

1071 Malazgirt Meydan Muhârebesinden sonra Oğuzların o târihe kadar Anadolu'ya yapmış oldukları akınlar ondan sonra yerleşme şeklinde kendini göstermeye başlamıştı. Anadolu'ya gelen Türkmenler, bozkır kültürü ile yetişmiş olduklarından, daha ziyâde kendilerinin yaşadıkları şartlara elverişli toprak arayarak dağlık bölgeleri bırakıp ovalara yerleşiyorlardı. Başlangıçta Kızılırmak kaynaklarından Kütahya'ya kadar uzanan Orta Anadolu'nun geniş ovası, Türklerin yerleşme yeri oldu. Akabinde bu fetihler Ege bölgesini de içerisine aldı.

Yirmi dört Oğuz boyuna mensup insan kümeleri, Anadolu'nun dört bir yanını yeni köy ve kasabalarla süsledi. Yıllarca zulüm altında ezilmiş olan Anadolu'nun yerli halkı, İslâmiyetin güzel ahlâkı ile bezenmiş bu yeni misâfirlerine karşı öyle pek sert davranmadı. Onlara yalnız halkı soyan ve menfaatlerine halel gelen derebeyleri ile, bunlara bağlı adamlar karşı çıkıyorlardı.

Rivâyete göre Denizli bölgesine gelen bu Türkmen cemâatlerinden biri de Avaraslar idi. Avaras Obasının başında asıl adı Ali olan ve Avdan Baba denilen mücâhid bir zât bulunuyordu. Avdan Baba, obanın savaşta lideri, dînî konularda da rehberi idi. Herkes bilemediği mevzûu ondan sorup öğrenirdi.

Avdan Baba, Denizli'nin Tavas ilçesi yakınlarına geldiğinde kalabalık bir hıristiyan birliğine rastladı. Oymağına bir kez daha cihâdın öneminden bahsetti. Sonunda savaşta ölürse buraya defnedilmesini ve sebât edip geri çekilmemelerini, nihâî zaferin kendilerinin olacağını bildirdi. Oymağı, bu konuşmayı ağlayarak dinledi. Çünkü bu sözler onun şehîd olacağını belirtiyordu. Gerçekten Avdan Baba bu çarpışma sırasında şehîd düştü. Ancak müslümanların sebat ve gayretiyle zafer kazanıldı.

Avdan Baba'nın şehîd düştüğü yere derhâl bir türbe ile bir zâviye yapıldı ve burada bir köy vücuda geldi. Nitekim kurulan bu köy de Avdan adını aldı. Bugün türbesini ziyâret edenler, Avdan Baba'nın rûhunu vesîle ederek cenâb-ı Hakk'a duâ etmekte ve nice arzularına nâil olmaktadırlar.

Bir gün türbenin bahçesinde yer alan ağaçların tutuşması ile büyük bir yangın çıktı. Avdan Baba'nın türbesinin de yangından kurtulmasına imkân yok gibiydi. Köylüler büyük bir üzüntü ile yangını seyrederken diğer tarafdan da kerâmetini görsek diye ümitli bir bekleyiş içerisindeydiler. Tam bu sırada ters yönden esen bir rüzgâr yangını türbeden uzaklaştırdı ve yangın zarar vermedi.


1) Denizli'de Türbeler-Kitâbeler-Yatırlar; s.17-18
Logged

05 Temmuz 2008, 22:01:00
Üye Bilgileri

كنج مسلمان

WebMaster
*

Konum Nerden:
Giriş Kayit tarihi 30 Aralık 2007, 12:34:39
Toplam İleti Mesaj Sayısı: 5627
Konu Sayısı: 1445
Site emanetçisi


Karma: +134/-8
İrtibat
WWW
Durumum:

« Yanıtla #14 : 05 Temmuz 2008, 22:01:00 »

DEYNEKLİ BABA


On ikinci yüzyılda Anadolu'nun fethi için bölgeye gelip şehîd olan gâzi dervişlerden olduğu sanılmaktadır. Türbesi Denizli'nin Babadağ ilçesinin Demirli Köyü mezarlığı kenarındadır. Bölge halkı tarafından ziyâret edilmektedir.
Logged

Sayfa: [1] 2 3   Yukarı git
  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer: